Ya stanb-by ya da ‘B planı’
Pazartesi, 19 Ekim 2009 11:32


İstanbul’da gerçekleştirilen IMF-DB toplantılarında, oluştuğu iddia edilen olumlu havayla IMF anlaşmasının gerçekleşeceği beklentisi oldukça kuvvetlendi.
2010 yılı Bütçe Tasarısı’nın Meclis’e sunulacağı 17 Ekim tarihinden sonra, IMF’den cevap gelme ihtimali oldukça yüksek.
Bilindiği gibi, ekonomi yönetimi OVP ve Mali Planı IMF’ye sunmuş ve uzlaşıldığı izlenimini de piyasalara yansıtmıştı.
Eğer IMF Teknik Heyeti’nden yeni talepler gelmezse, bazı ufak ayarlar ve düzenlemeler yapılarak, IMF programı hayata geçirilecek gibi görünüyor.
Bu, madalyonun bir yüzü…
Ancak, ola ki IMF anlaşması gerçekleşmedi,
Tabii ki bir de madalyonun diğer yüzü var.
Eğer IMF yeni düzenlemeler ve talepler için bastırırsa,
Bu kez, ekonomi bürokratlarının aylardır üzerinde çalıştığı,
B Planı devreye girecek.
Peki, nedir bu “B Planı?”
Bana göre planın beş önemli özelliği var.
1. Öncelikli şart, gelirlerin vergi dışındaki kaynaklardan oluşacak olması, çünkü önümüzdeki yıl -büyük ihtimalle- seçim yılı olacak. İlave vergi konması ya da vergilerin artırılması siyaseten risk anlamı taşır.
2. Küresel kriz nedeniyle azalan özelleştirmeler, diğer bir kaynak olarak öngörülmüş. Şimdiye kadarki satışlardan geriye kalan ekonomik değerlerimizden, bürokratların hesaplamalarına göre, 2010’a kadar 10,4 milyar TL gelir bekleniyor.
3. Borçlanma ihalelerine gelen yüksek teklifler nedeniyle faiz oranlarının gerilemesi, dolayısıyla faiz giderlerinin düşmesi ve hazinenin borçlanma maliyetinin azalması, B Planına olumlu yansıyacaktır (gerçi bunun da garantisi yok, ama neyse).
4. İşadamlarından gelen yoğun talep üzerine uzatılan “Varlık Barışı” da planda önemli bir gelir kalemi olarak düşünülüyor. Bu yolla gelecek miktarın, 5 ile 10 milyar TL civarında olması hesaplanıyor.
Ancak, geçtiğimiz aylarda İranlı bir işadamıyla yaşanan, 18,5 milyar dolarlık kaynağı belirsiz miktarın, sağlıklı şekilde açıklanması ve sonuçlandırılması gerekir. İranlı işadamının AİHM’e dava açtığı biliniyor. Davanın aleyhimize neticelenmesi de ekonomi yönetimi için önemli sonuçlar doğuracaktır.
5. IMF anlaşmasına alternatif olarak hazırlanan B Planındaki bir diğer kaynak kalemi ise TMSF’nin kasasındaki paralar ve TMSF’nin bundan sonra yapacağı tahsilatlar olarak düşünülmüş.
Şimdiye kadar, TMSF’nin el koyduğu şirketlerin bir kısmına ve yaptığı icraatlara bakarak, bundan sonraki icraatları konusunda, özellikle bazı grupların(!) dikkatli olması gerekir diye düşünüyorum.
Çünkü hazineye yeni ve acil kaynak lazım…

KATILMAZ OLAYDIM…
Geçtiğimiz hafta pazar günü, Sayın Bakan’ın da katılımıyla AKP İl Başkanlığı’nca düzenlenen kahvaltılı toplantıya, davet üzerine ben de -ilk kez- katıldım.
Tecrübeli arkadaşlarımızdan duyduğumuz kadarıyla, burada “atış serbest”miş.
25-30 civarındaki katılımcının karşısına, İl Başkanı Nagip Vardar, altı milletvekili ve il yöneticileriyle çıkan Sayın Bakan,
Birlik beraberlik mesajı verirken, son derece özgüvenli bir portre çizdi.
Yine tecrübeli arkadaşların söylediğine göre, toplantıya katılmayan diğer üç milletvekili de MKYK’da gönlü olan vekillermiş, kırgın oldukları için gelmemişler.
Gerçi onların mazeretlerini İl Başkanı açıkladı, ama söylenenler bunlar.
Sayın Çelik, sorular karşısında oldukça rahattı, net cevaplar vermeye çalıştı, salonda herkesin yüzüne baktı, yanlışlıklar varsa, üstlenmeye hazır olduğunu açıkça ifade etti.
Aslında işin bu tarafı,
Yani AKP’nin parti içi güç çekişmeleri,
İl Başkanlığı seçiminde yaşananlar,
Son olarak da MKYK seçimlerinde ortaya çıkan tablo ve Başbakan tarafından Bursa’ya verildiği iddia edilen mesajlar,
Beni çok fazla ilgilendirmiyordu.
Ekonomik konularda yazan biri olarak,
Konumla ilgili bir şeyler öğrenebilir miyim diye,
Sayın Bakan’ı dikkatle dinledim, notlar aldım.
Bakan’ın, Uludağ ile ilgili bölümde, “Allahtan Uludağ’da satılık arazi yok” değerlendirmesindeki hassasiyetini anlamakta zorlandım.
Sonraki önceliğim ise herkesin olduğu gibi, “Kürt açılımı” ile ilgiliydi.
Kürt kökenli vatandaşlarımızla yıllardır bir arada yaşadığımızdan, kız alıp verdiğimizden, aramızda akrabalık ilişkileri oluştuğundan söz eden Sayın Bakan, “akraba ile ilişkilerimiz, silahlı çatışmaya doğru yönelmiştir” cümlesini kurmakta mahsur görmedi.
Büyük bir şaşkınlık ile dinledim,
Umarım, konuşulanların ses kaydı vardır ve inşallah ben yanlış yorumlamışımdır.
Çünkü bana göre; Türk Silahlı Kuvvetleri, sadece dağdaki bölücü eşkıya ile mücadele etmektedir, silahlı çatışma sadece teröristle yapılmaktadır, her Kürt terörist değildir, Kürt vatandaşlarımızla hiç kimsenin bir problemi yoktur.
Bakan nezdinde, resmi ağızdan böyle bir açıklamanın gelmesi, bazı kesimlere daha fazla cesaret verecek, taleplerindeki aşırılıklar ve uzlaşmaz tavırları daha da şiddetlenecektir.
PKK ve DTP yıllardır, Kürtlerin bir savaşından söz etmektedirler,
Şimdi adamlar kalkıp da, Sayın Bakan’ın, bu açıklamasıyla, kendilerini teyit ettiğini söylerlerse,
Kim, ne cevap verebilir?
Kahvaltıda yediklerim boğazıma dizildi…
Bu arada,
Birçoğu dostum olan, sevdiğim ve değer verdiğim,
Bursa’nın saygın gazeteci ve köşe yazarlarının,
İçlerine benim de bulunduğumu tahmin ettiğim, birkaç davetli için takındıkları, soğuk tavır, hiç şık olmadı.
Keşke katılmaz olaydım…

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız