|

Gelişmiş ülkelerde ve ABD’de yıllardır uygulanan VOB, ülkemizde henüz tam anlamıyla kurumsallaşamamıştır. Emtia ve hububat piyasalarında özellikle ABD’de belirleyici bir enstrüman olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizde TOBB, İMKB ve daha birkaç kurumun (toplam 11 kurum) ortaklıklarıyla, İzmir merkezli olarak 2005 yılında faaliyete başlayan VOB, birçok avantajına rağmen beklenen performansı gösterememiş ve düşük işlem hacimleriyle günümüze dek gelmiştir. Vadeli işlem sözleşmeleri; belirli bir vadede, önceden belirlenen fiyat, miktar ve nitelikteki malı, kıymetli madeni, finansal göstergeyi, sermaye piyasası aracını ya da dövizi alma ya da satma yükümlülüğü veren sözleşmelerdir. Aslında VOB’un kapsam alanı çok geniş olmasına karşılık, ülkemizde sadece; endeks, döviz (özellikle dolar) ve faiz üzerinde sınırlı işlemler yapılmaktadır. Şunu da unutmamak gerekir ki; yatırımcılara VOB doğru biçimde anlatılamamış ve gerekli alt yapı sağlıklı biçimde oluşturulamamıştır. Oysa kriz ortamlarında, VOB’a olan ilginin hızla artması kaçınılmazdır. VOB’da yaşanan en büyük sıkıntılardan biri, give up dediğimiz, pozisyon transferine çözüm bulunamamasıdır. Bu durum, iki aracı kurum dışında, diğer aracı kurum ve onların yatırımcılarını, ciddi ölçüde endişelendirmektedir. Yabancı takas yetkisi, VOB işlemlerinin önemli bölümünü gerçekleştiren, Deutsche Bank ve EFG Menkul’ün elinde olduğundan, yatırımcılar ve oyuncular bu iki kurumu tercih etmek zorunda kalıyorlar. Halbuki İMKB’de T+2 geçerli olduğu için pozisyon transferi ile aldıkları ya da sattıkları malları iki gün içinde istedikleri kurumlara aktarabilme avantajları var. Onun için, İMKB’de olan bazı avantajların, VOB’a da getirilmesi, haksız rekabetin önlenmesi ve sistemin tabana yayılması bakımından faydalı olacaktır. Kaldıraç oranının (az parayla çok pozisyon açılabilmesi) çok yüksek olduğu VOB’da, pozisyon transferi gerçekten çok önemli. Diğer yandan gerekli düzenlemeler yapılmadan, hisse senedi kontratlarının işleme açılması da büyük risk. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, işlemler iki aracı kurumun üzerinden gerçekleştiği için bu kurumlar, ortak bir hareketle piyasanın yönünü belirleyebilecekleri gibi, bu durum çeşitli manipülasyonlara da yol açmaktadır. Onun için, sadece piyasanın yönünü belirleme ve manipülasyon endişesi değil, VOB’da işlem hacminin artması, sistemin tabana yayılması ve diğer aracı kurumların da devreye girebilmesi için, give up işlemlerinin başlaması gerçekten çok önemli. Piyasalara yeni yabancı fonları getirme gayreti içinde olan, bu konuda ciddi yatırımlar yapan aracı kurumların önündeki en büyük sorun, give up olarak görünüyor. Aracı kurumlar öncelikle SPK’nın konuyla ilgili girişimlerini ve yeni düzenlemelerini sabırsızlıkla bekliyorlar. VOB’da yıllardır süren bu tartışmanın bir an evvel giderilmesi, haksız rekabetin de kaldırılması, manipülatif işlemlerin önlenmesi ve sistemin dünya ile entegre olarak tabana yayılması bakımından doğru ve isabetli bir karar olacaktır. Bu konuda çalışmalar olduğunu biliyoruz, ancak siyasi irade yani ekonomi yönetimi ile SPK Başkanı’nın -ki değiştirileceği söylentileri var- uyumlu çalışabilmeleri çok önemlidir ve bu düzenleme gecikmeden yapılmalıdır. Geçen haftaki yazımızda, kriz nedeniyle düşen işlem hacimlerinin aracı kurumları zor durumda bıraktığına değinmiştik, pozisyon transferi konusunun halledilmesi, muhakkak ki aracı kurumları bir miktar rahatlatacaktır.
GÜVEN VE İSTİKRAR Son yıllarda yabancıların ülkemize rağbet etmesini, özelleştirmelere aşırı ilgi göstermesini, iki sihirli kelime ile izah ettik hep… Güven ve istikrar… Dünyayı sarsan global kriz, diğer ülkelerle birlikte, bizde de istikrarı sarsmış görünüyor… Yatırım, üretim ve istihdam durmuş, dolayısıyla ihracat ve ekonomik büyümede önemli kayıplar gerçekleşmiştir. İşsizler ordusu her geçen gün büyümüş, insanlar “yarın sıra bana da gelir mi” korkusu içine girmişlerdir. Bu arada güven ortamını koruyalım derken de, Zorlama ve uydurma senaryolarla, yanlış uygulamalarla, güvensizlik ve korku ortamı yaratmaktan kaçınmalıyız… Hem işten çıkarmalarda “yarın sıra bana gelir mi” korkusu, hem de başka konularda “sıra bana da gelir mi” korkusunu yaşamamalı insanlarımız… Eğer, toplumda hukuk ve adalete güvensizlik yaygınlaşırsa, yeniden istikrar ortamını tesis etmede ciddi sıkıntılar yaşanması kaçınılmazdır. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|