|

Yılbaşında yediğimiz kestane şekerinin tadıyla, tatlı bir konuya değinelim istedik. Sevgili Celil İnce ve Dilek Göral’ın bu incelikleri bakalım bizi ne kadar tatlandırmış… Yabancılara mülk satışı ve özelleştirmeler, milletimizin önüne, küresel güçler tarafından, kurtarıcı olarak konulmuştur. Sanki; finans ve kamu kurumlarımızı, sanayi tesislerimizi, telekomünikasyon ve iletişim sistemlerimizi yabancı sermayeye satarsak, dış borçlarımız ve cari açığımız kapanacak, refah düzeyimiz yükselecek ve büyümemiz artacak havası, ısrarla oluşturulmuştur. Bu tesislerimizin ıslahı, rantabl hale getirilmesi ve bunlara talip olan yabancıların yeni yatırımlara kanalize edilmesi maalesef düşünülmemiştir. Son yıllarda yapılan büyük özelleştirmelerin gelirleri ortada olmadığı gibi, cari açığımızın da giderek artması önlenememiştir. Telekomünikasyon, beyaz eşya, demir-çelik, petro-kimya, bankacılık ve diğer sanayi tesislerimiz, özelleştirme adı altında yabancılara devredilmiştir. Türkiye’ye sadece, İspanya ve Yunanistan örneklerinde olduğu gibi, turizm, tekstil ve inşaat gibi emek yoğun sektörlerde faaliyet imkanı bırakılmış, ülkemiz adeta AB’nin hizmetkarı durumuna getirilmiştir. Ayrıca inşaatta, dünya devleri ve TOKİ’yle, turizmde konjonktürle, tekstilde ise parasını ABD dolarına endeksleyen, ucuz işgücüne sahip, Çin ile rekabet ve mücadele edilmektedir.
YABANCILARA MÜLK SATIŞI ABD’nin en önemli müttefiklerinden olan, Katar, Bahreyn ve Kuveyt Emirliklerinin ardından, 40 yıllık aradan sonra Suudi Arabistan Krallığı da, başta sağlık ve inşaat sektörü olmak üzere, ülkemizde harekete geçmiştir. Bu amaçla Bakanlar Kurulu kararıyla, İstanbul’un en değerli arazileri kendilerine tahsis edilmiştir. 1934 yılında yürürlüğe giren 2644 sayılı tapu kanunu uyarınca, bugüne kadar değişik uluslara mensup kişilere satışlar yapılmıştır. İngiliz, Alman, Yunan, Hollandalı ve Suriyeliler, kendi isimleriyle alım yaparken, özellikle İsrailli’lerin diğer kimliklerle mülk edindikleri bilinmektedir. Alman, İngiliz, Yunan ve Hollandalılar konut tercih ederken, İsrail ve Suriye’nin, meskenli arsa ve boş arazilere yöneldikleri dikkat çekmektedir. Türkiye’de mülk edinen gerçek kişilerin 6 bin 53’ü, yeni kanunun yürürlüğe girdiği, 7 Ocak 2006’dan, 24 Temmuz 2006’ya kadar geçen dönemde, bu taşınmazlara sahip olmuşlardır. Bu dönemde yabancılara satılan taşınmaz sayısı 4 bin 605, toplam büyüklüğü 1 milyon 800 bin 742 metrekare olarak ölçülmüştür.
İSPANYA MODELİ Son yıllarda, yabancılara mülk satışı pazarlamasında, İspanya modeli üzerinde ısrarla durulmaktadır. Maliye Bakanı Sayın Kemal Unakıtan ile dönemin Turizm Bakanı Sayın Atilla Koç, 28-30 Temmuz 2006 tarihleri arasında yaptıkları İspanya gezisi sonrasında, bürokratlarına, bu konudaki çalışmaların hızla başlatılması talimatını vermişlerdir. Peki, nedir bu İspanya modeli? Madrid ve Malaga civarındaki bu uygulama ile İspanyollar 1 milyondan fazla konut satmışlar ve 178 milyar avrodan fazla gelir elde etmişlerdir. Özel sektör aracılığıyla gerçekleştirilen satışlarda, çoğunluğu yazlık niteliğindeki konutlar, daha proje aşamasında elden çıkarılıyor. İşi üstlenen firmalar, Fransa, İngiltere, Almanya ve Hollanda gibi ülkelerde, projelerine uygun site maketleriyle, konutların birebir ebatlarında kurulan maketlerini sergiliyorlar. Proje aşamasında gerçekleştirilen satışlarla elde edilen finansmanla, inşaatlar tamamlanarak, konutlar sahiplerine teslim ediliyor. Daha sonra, sitelerin inşa edildikleri bölgenin, çevre düzenlemesi, yolları, geçitleri, köprüleri ve alt yapısı, müteahhit firma tarafından yapılıyor. Ayrıca, golf alanlarında yapılan villalar da 1 ila 3 milyon dolar arasında, aynı yöntemlerle satılmaktadır. Sistem böyle işliyor ve kesinlikle siyasiler müdahale etmiyor.
***
Yabancılar, tabii ki bu mülkleri sırtlarına alıp, ülkelerine götürmeyecekler. Sayfiye ve turizm amaçlı oldukça ve de İspanya modeli hakkıyla uygulanabilirse mülk satışını eleştirmek çok doğru değil… Ancak yukarıda belirttiğimiz yabancı hareketlerini de göz ardı etmememiz gerekir… Bugün, Sevr peşinde koşanlar hala vardır ve ekonomik olarak güçlü konumdadırlar. Dün askeri güçleriyle Anadolu’yu istila etmeye çalışan bu güçler, bugün askeri güç kullanmadan, ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel imkanlarıyla, amaç ve hedeflerine ulaşabilirler. Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu, ciddi tehlikelerle karşı karşıya kalabilir. İktidar ve muhalefet olarak uyanık olma mecburiyetimiz vardır… Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|