Sonbaharda yeni bir “dalga’mı?
Pazartesi, 13 Temmuz 2009 09:22

alt

Son yaşadığımız küresel krizle birlikte,
Dünyada yeni bir ekonomik sistem oluşturulmaya çalışılıyor.
Başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere, dünyadaki tüm etkin ekonomiler, bu sistemde en güçlü bir biçimde rol alabilmenin gayreti içindeler.
Tabii ki işin bizi ilgilendiren kısmı, Türkiye’nin durumu ve tutumu,
ABD ve AB’nin ülkemize göstereceği ayrıcalık, vereceği rol…
Kriz; küresel, bunu kabul ediyoruz,
Sadece yerel tedbirlerle sorun aşılamaz, bunu da biliyoruz.
Ancak sorunların ağırlaşmasında bizim iktidarın hiç mi payı yok.
Daha düne kadar, krizin varlığını bile kabul etmeyen ekonomi yönetimi,
Önlem alma konusunda da ağır kalmıştır.
Önce hastalığı kabul etmek, doğru teşhis etmek, çekinmeden adını koymak,
Yani, gripse grip, veremse verem, kanserse kanser, diyebilmek,
Ardından doğru tedaviyi uygulamak çok önemlidir ve de elzemdir.
İktidarın, bu konularda doğru adımlar attığını söylemek gerçekten zor.
Zaten, piyasalarda oluşan rakamlarda bunu net biçimde gösteriyor.
                                                                                                             ***
ABD’de sadece Haziran’ da 467 bin kişi işsiz kalmış, ayrıca yüzde 9,5’lik işsizlik rakamı da, son 26 yılın en yüksek işsizlik oranı.
Krizi finanse etmek için, Obama’nın seçilmesinden bu yana geçen 5 aylık sürede, tam 1 trilyon 362 milyar dolar basılmış.
Obama’nın açıklamalarına göre, bu yıl ABD bütçe açığı; 1 trilyon 750 milyar dolar olacak ki, bu rakam ABD GSMH’nın yüzde 12,5’i gibi, korkunç bir rakam.
Bu arada ABD, dolar basarak krizi diğer ekonomilere fatura etmeye çalışıyor.
Buna rağmen talebin artmaması, üretimin gittikçe daralması, işsizlik, enflasyonist baskılar ve diğer ülkelerin tepkileri, çaresizlik ve panik içindeki ABD’nin, sonbaharda yeni bir krize gireceğinin göstergesi olarak yorumlanabilir.
ABD’de ilk kriz, “konut kredileri” ile başlamıştı, şimdi de “kredi kartı” borçları, yüzde 6,6 ile tarihinin en yüksek seviyesinde.
Krizin doruk noktasına çıktığı Ekim 2008’de bile bu oran yüzde 5,52 olmuştu,
Görünen o ki; durum hayli kritik…
Eğer, ABD’de yeni bir kriz başlarsa, onun en büyük ticari partneri olan Avrupa’da krize girer, en büyük ticari partnerimiz olan Avrupa’nın krize girmesi demek, bizimde yeni bir dalgaya hazırlıklı olmamız anlamına gelir.

MORAL-MOTİVASYON MU, KANDIRMACA MI?
Son açıklanan verilerde büyüme oranımız yüzde -13,8 olarak deklare edilmişti.
Bizde bunu yeni bir rekor diye yorumlamıştık.
Bilindiği gibi, iktisadi bir kural olarak, ülkelerin, milli gelir, cari açık ve borç gibi tüm ekonomik verileri, uluslararası normlarla ve dolar üzerinden hesaplanır.
Sözcük ve kelimelerle oynayarak anlam saptırmada usta olan ekonomi yönetimimiz, burada da dolar hesaplamalarının arasına TL sıkıştırarak, rakamları çarpıtmıştır.
Eğer bu hesaplama doğru biçimde ve dolar olarak yapılmış olsaydı,
Büyümemiz yüzde -13,8 değil, yaklaşık yüzde -28 seviyelerinde çıkacaktı.
Piyasaların moral-motivasyonunu bozmamak için,
Bu kadarcık saptırma da hoş karşılanmalı artık…
Çünkü elimizden başka bir şey gelmiyor.
İnşallah, oluşturulmaya çalışılan yeni ekonomik sistemde,
Türkiye’ye “hasta adam” rolü verilmez.
Çünkü bölgesinde güçlü ve hakkını arayan bir Türkiye,
Ne ABD’nin, ne AB’nin ne de İsrail’in, işine gelmez…

TÜRKLERE KARŞI PLANLI ASİMİLASYON…
Irak Türkmen cephesinin Ankara temsilcisinin yaptığı açıklamaya göre, sadece son bir ayda, planlı saldırılar sonucu 437 Iraklı Türk şehit edildi.
Çin zulmü altında inleyen Doğu Türkistan’da, Sincan-Uygur özerk bölgesinde, 500’e yakın Uygur Türkü acımasızca şehit edildi, katliamlar hala devam ediyor. Hem de Cumhurbaşkanının ziyaretinden hemen sonra. Balkanlarda, Türklere yıllardır uygulanan zulüm ortada, içeride bölücü terör ve hainler, insanlarımızı katletmeye devam ediyor. Bunlar, gelişigüzel olaylar mı, yoksa planlı bir harekat mı?
Çok uyanık olmamız lazım…
Geçtiğimiz hafta, Fener Rum Patriği Barthalomeos’un en büyük rakibi, Rus Patriği Kirill, damdan düşer gibi ülkemizi ziyaret etti, hatta ayin yönetti.Tabii ki Ruhban Okulu’nun açılması konusu, ziyaretin en birinci nedeni…
Acaba bazı sözler ve vaatler mi verilmişti kendisine ziyaret öncesi…
Tarihe baktığımızda, bu okulun sadece teolojik eğitim verip, din adamı yetiştiren bir okul olmadığını, mezunlarının her zaman Türk milleti aleyhine çalıştıklarını görüyoruz.
Ruhban okulu konusu, milletin ve devletin bekasını ilgilendiren çok hassas bir konudur. Zaten şartları Lozan Anlaşması ile de belirlenmiştir.
Bu yüzden siyasi iktidar, karar alırken veya bir söz verirken, iyi düşünmelidir.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız