| PPK'da dikkati çekenler |
| Pazartesi, 03 Mayıs 2010 13:11 | |||
![]() Küresel krizin etkileri, tüm dünya ile birlikte bizde de yavaş yavaş gücünü kaybetmeye başladı ve yerini temkinli, tedirgin bir bekleyişe bıraktı. Kağıt üzerinde de olsa, özellikle makro ekonomik verilerde iyileşme sinyalleri var. Ancak, tam da bu ortamda, sürece destek olması gereken ekonomi yönetimi ve iktidar, gündemi ve enerjisini sürekli ekonominin dışındaki konularla değerlendiriyor. Oluşturulan siyasi gerginliğin yanında şimdi bir de Anayasa değişikliği tartışmaları, sanki halkın talebi ve gündemiymiş gibi, ilk sıralarda tutuluyor. Eğer meclis, sabahlara kadar ekonomi için çalışıp mesai harcasaydı, İnanıyorum ki birçok konuda önemli adımlar atılırdı. Sivil ve demokratik bir anayasa; Kuşkusuz hepimizin isteği bu, Zaten başka türlü düşünmek de mümkün değil, ancak yıpranan ve samimiyetinden kuşku duyulan bu iktidarın, böyle bir değişikliğe soyunması ve yargıyla ilgili kararlarda bu denli ısrarcı ve aceleci olması, akıllara değişik şeyler getiriyor. İşsizlik ve geçim sıkıntısıyla boğuşan insanların, bu konularla çok fazla ilgilendiklerini ve böyle bir talepleri oluğunu zannetmiyorum. Kesinlikle böyle bir talepleri yok… Tüm bu yaygara ve gayretin, sadece iktidar ve yakın çevresinin, kendilerini güvenceye alma çabası olduğunu düşünüyorum. Bakınız, TÜSİAD Başkanı’nın geçen hafta yaptığı açıklama, neredeyse feryat niteliğindeydi. “Ekonomi yükselişte, getir şu demokrasiyi, kır zincirlerini.” İş alemi, “sen sadece huzur ortamını sağla, başka bir şey istemem” diyor. Merkez Bankası Başkanı, Para Piyasası Kurulu (PPK) toplantısından sonra piyasalarla ilgili çekincesini açıkça ortaya koydu. “Mali kuralın uygulanması ve artan gelirlerin, borç stokunu düşürmede kullanılması, MB politikalarına esneklik ve rahatlık kazandıracaktır.” Böyle diyor MB Başkanı, Çünkü gelecek paranın seçim bahanesiyle çar çur edileceğinden kuşkusu var. Ekonominin gidişatı ile ilgili, toplumun her kesiminden ikazlar geliyor, ancak iktidarın gündemi maalesef başka… Geçtiğimiz hafta yapılan ve bir açıklama ile kamuoyuna duyurulan PPK toplantı özetinde, büyüme ve kamu maliyesiyle ilgili olarak birçok önemli noktaya dikkat çekilmiş. Açıklamadan, önemli birkaç başlığı paylaşmak istiyorum. * Kamunun mal ve hizmet alımlarındaki artışın, 2010 yılında gerçekleştirilmesi planlanan sağlık harcamalarının, bütçe gelir performansındaki olumlu seyir nedeniyle öne çekilmesinden kaynaklandığı, ancak bu hızlı yükselişin büyük oranda geçici olduğu vurgulanmıştır. * 2009’un ikinci yarısından itibaren ekonomik faaliyetteki canlanmanın, OVP’de öngörülenden daha güçlü olması, bütçe gelirlerinin tahminlerden yüksek gerçekleşmesini sağlıyor. Konjonktürel etkilerle ortaya çıkan bu artışın, kamu borcunu azaltmada kullanılması, MB’nın dengeleyici para politikası izlemesinde esneklik yaratacak ve MB’nın elini rahatlatacaktır. * OVP’deki hedeflerin, başta mali kuralın yasalaşması ve uygulamaya başlanması, kurumsal ve yapısal iyileşmeler sağlayacağı gibi, politika faizinin tek hanede kalmasına da destek olacağının ve yılın ikinci çeyreğinde yıllık büyüme oranının çift haneli gerçekleşebileceğinin altı çizilmiştir. * Özel yatırım talebinde hala toparlanma olmadığı, daha çok iç talebe yönelik hizmet sektöründeki toparlanmanın, sanayi sektörüne göre daha güçlü olduğu ve ihracattaki toparlanmanın ise kademeli olarak gerçekleşeceği öngörüleri yinelenmiştir. * Önümüzdeki dönemde dış talebin öngörülenden hızlı bir toparlanma göstermesi halinde, atıl kapasitenin hızla kapanma eğilimine girebileceği, bunun da maliyet baskıları ile birlikte, enflasyonunda orta vadeli hedeflere ulaşmasını geciktirebileceği ifade ediliyor. * Yine önümüzdeki dönemde emtia fiyatlarındaki artışların öngörülenden daha hızlı olması ve bu durumun enflasyondaki düşüşü geciktirmesi halinde, PPK’nın fiyatlama davranışlarına ilişkin riskleri gidermek için, gerekli tedbirleri kararlılıkla uygulamaya koyacağı belirtiliyor. Altı çizilenler, ifade edilenler, açıklananlar ve olması gerekenler ortada… Bence, ekonomi yönetiminin bu işlerle uğraşmaya, ekonomiyi ve piyasaları rahatlatacak tedbirleri almaya, mali kural vb. yasaları çıkarmaya - en azından şimdilik- hiç vakti ve niyeti yok. Ne olur ne olmaz, önümüz seçim yılı, Anketler ortada, gidişat belli… Yangından mal kaçırır gibi, bir an önce anayasa değişikliğini yapalım, Biz paçayı kurtaralım da Gerisi Allah kerim… ASTIĞIM ASTIK, KESTİĞİM KESTİK… İktidar partisi ve Sayın Başbakan; Meclis’teki çoğunluğuna da güvenerek, “keyfi ve astığım astık, kestiğim kestik” tarzında uygulamalarına devam etmektedir. Bunun en yakın ve canlı örneğini, 23 Nisan’da Başbakanlık koltuğuna oturtulan çocuğa, Başbakan’ın söyledikleridir. “Hadi bakalım, Başbakan sensin, istediğini as, istediğini kes…” Şimdi o masum çocuğun hayal dünyasını düşünüyorum da… Kim bilir kafasında nasıl bir Başbakan imajı oluşmuştur? Birileri bu günahsız yavruya, Başbakanlığın bu demek olmadığını mutlaka anlatmalıdır. Aslında çok fazla da şaşırmamak gerek, Sayın Başbakan, bilinçaltındakileri açığa vurmuş, Kendi kendini ihbar etmiştir. Tabii ki anlayana… Ali Osman Memiş'in Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

