|

Yazımıza her hafta bu sözcüklerle başlamak çok sıkıcı, ama ne yapalım ki, konumuz ekonomi ve maalesef, kriz de dünyanın en somut gerçeği… Global kriz ortamında finansal dış kaynak ihtiyacı giderek artmaktadır, bu ihtiyacın arttığını gören ekonomi yönetimi, IMF anlaşmasını yerel seçimler kaygısıyla savsaklamasına rağmen, 2008’in Kasım ayında “Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması” hakkındaki kanunu TBMM’den çıkardı. Bu kanunla; 1 Ekim 2008 tarihi itibariyle, gerçek ve tüzel kişilerin, yurtdışında sahip oldukları, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının, inandırıcı belgelerle varlığı ispat edilen taşınmazların, 2 Mart’a kadar TL cinsinden rayiç bedelle, vergi dairesi, banka ve aracı kurumlara beyan edilmesi öngörüldü. Ödenecek vergiler makul seviyede tutulmaya çalışılarak, yurtdışındaki varlıkların yüzde 2, içerideki kayıtdışı varlıkların ise yüzde 5 vergilendirilerek, ekonomiye kazandırılmasının yolu açıldı. Ayrıca bu vergiler gider yazılamayacak ve başka bir vergiden mahsup edilemeyecek. Ekonomi yönetiminin, yastıkaltı birikimleri piyasaya kazandırma, yurtdışındaki servetleri Türkiye’ye çekme konusundaki girişimleri ve vergi mükelleflerine uzattığı anlaşma eli, piyasada “Varlık Barışı” olarak karşılığını buldu. Bu yolla şimdiye dek elde edilen kaynak 14 milyar TL’ye yaklaştı. Bankalardan alınacak tutarın 17 milyar TL civarında olması hesaplanıyor. Ayrıca beyan edilen vergiler üzerinden Hazine 500 milyon TL civarında bir vergi geliri elde edecek. Dış kaynak ihtiyacının arttığı bugünlerde, yapılan bu uygulama gayet olumlu. Ancak bu kaynakların yurtdışına kaçış sebeplerini araştırmak ve önlemlerini almak, onları iç piyasalara kanalize etmek daha önemli. Varlık Barışı diye adlandırılan uygulamada, beyan için uygulanan faiz oranları da oldukça dikkat çekici… Şöyle ki; servetlerini yurtdışına çıkaranlara yüzde 2 vergi… İçeride yastıkaltına alanlara yüzde 5 vergi uygulanacak… Yani yurtdışına gitmeyenlere 3 puan ceza… Yani, sende gitseydin yurtdışına… Ne barış ama…
***
Son günlerde Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) taşra teşkilatları, ciddi anlamda tartışılmaya başlandı. Bu amaçla “Kayıtdışı istihdamla mücadele servisi” adı altında yeni bir birimin kurulması ve çok geniş bir bilgi ağıyla donatılarak, otomasyona geçilmesine karar verildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sanayi Bakanlığı, Büyükşehir Belediyeleri, Valilikler, İl Özel İdareleri, İl Emniyet Müdürlükleri, İl Jandarma Komutanlıkları, Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği ve noterlerden gelecek bilgiler, bu servislerde toplanıp değerlendirilecek. Gecikmiş olmakla birlikte, önemli bir adım… Uygulamada tutarlı ve kararlı olunursa, kayıt dışıyla mücadelede önemli adımlar atılabilir ve siyasilerin deyimiyle, sosyal güvenlik sistemindeki kara deliğin kapatılmasında yararlı olabilir.
***
Günümüzün ekonomik ortamı son derece özel koşullar arz ediyor, bu nedenle sadece makro ekonomik verileri izlemek, küresel krizin etkilerini belirlemede yetersiz kalıyor. Çünkü makro ekonomik veriler ve tedbirler gelişmeleri belli bir gecikme ile yansıtırken, ekonomik daralmanın piyasalar üzerindeki etkileri her geçen gün artıyor. Bu yüzden, ekonomi yönetimi, mikro bazdaki tedbirlerle beraber, yapısal reformlarda da, politik kaygılar taşımadan, gerekli özeni göstermelidir. Tutarlı, kararlı ve seçim kaygılarından uzak uygulamalar, önümüzdeki yılın ikinci çeyreğinden sonra piyasalarda bir rahatlama sağlayacaktır. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|