Küresel kriz ve ulus devlet
Perşembe, 13 Kasım 2008 14:14

alt

A

BD’de 2007’nin yaz aylarından itibaren tartışmaları başlayan resesyon söylentileri ve mortgage kredilerindeki tıkanıklık, bugün maalesef başta AB ülkeleri olmak üzere tüm dünyada global bir krizin yaşanmasına sebep olmaktadır. Mali sektörde baş gösteren likidite ve kredi sıkışıklığı, giderek reel sektörü de içine almıştır.

Greenspean ve Barnanke politikaları arasında gidip gelen ve kararsız kalan ABD piyasaları, yıllardır yaşadıkları likidite bolluğu nedeniyle, özellikle mortgage’ta yanlış krediler kullandırarak, önemli bankaların ve büyük fonların batması tehlikesiyle karşılaşmışlar ve sistemin sorgulanmasına varan, olumsuzluklara neden olmuşlardır.

Liberal piyasa ve kapitalist sistem ciddi eleştirilere maruz kalmış, mali sektörün ve Hedge fonların çalışma şekilleri, özelleştirilen şirketler,  savruk ve disiplinsiz çalışmalarıyla ciddi prestij kaybına uğramışlardır.

1929 krizinde, ABD’deki siyasi kaosun yanında, spekülatörler, özellikle toprak üzerinde büyük spekülasyonlar yapmışlardı. Günümüzde ise bu spekülasyonun, ‘sanal sektör’ diye tabir edilen portföy yatırımlarında yapıldığını görüyoruz. Gelişmekte olan ülkelerin borsalarında, hisse senetlerinde ve devlet kağıtlarında gerçekleştirilen operasyonlar, zaman içinde şişirilen fiyatlar, kriz patladıktan sonra, o ülke piyasalarının da bozulmasına neden olmuştur.

Tüm bunların yanında, bankalar ve fonlar, kurumsal bazda büyük zararlar yazarken, bunların CEO’ları, bireysel bazda büyük servetler elde etmişlerdir. Bu durum, işi bilmenin ve iyi niyetin dışında, piyasaların denetim eksikliğinin de bir göstergesidir. Son zamanlarda AB ülkelerinde, özellikle finans sektöründe, siyasi otorite hisse alımları marifetiyle, piyasalardaki denetim gücünü artırma gayreti içine girmiştir.

ÜLKEMİZDE DURUM
Acımasız kapitalizm…
Sınırsız liberalizm…
Kaynakların tecrübesiz kişilerce yönetilmesi…
Devletin ticari hayattan tamamen soyutlanması…
Özelleştirme adı altında, ulusal değerlerin yabancılaştırılması…
Dışarıdan dayatılan hatalı ekonomik politikalar…
Yüksek faiz-düşük kur politikası ile durma noktasına gelen üretim ve istihdam…
Özendirilen ve teşvik edilen lüks tüketim ve ithalat…
Neticede patlayan cari açık…
Ve şiddetle ihtiyaç duyulan yabancı sermaye (sıcak para)…

Globalleşen dünyada ülkemizi bu olumsuzluktan ayrı düşünmek mümkün değildir Ayrıca Hedge fonların ve yabancıların en çok itibar ettikleri ülkelerin başında gelmekteyiz. Gerek reel faizler, gerek uyguladığımız muafiyet ve teşvikler nedeniyle, yabancı fonların cenneti haline gelen ülkemizde, küresel krizin etkileri henüz piyasalara yansımamıştır. Kriz küreseldir, alınacak tedbirlerinde küresel olması gerekir. Ancak görülmektedir ki, alınan küresel tedbirler, ateşin sönmesine yeterli olmamaktadır. Bugün Türk Bankacılık sisteminin yaklaşık yüzde 50’lik kısmını yabancılar kontrol etmektedir ve karar mekanizmasında söz sahibidirler.

ULUS DEVLET
Ulus devletlerin, bu gibi ekstra durumlarda piyasalarına müdahale etmeleri, eksikleri tespit etmeleri ve alternatif üretmeleri daha rahat olmaktadır. Finansal şirketlerinin yönetimleri kendi ellerindedir, özelleştirmeler kısıtlı ve az olduğu için, karar mekanizmaları kendi ellerindedir. (Rusya ve Çin örneğinde olduğu gibi.) Devlet; düzenleyici ve denetleyici olarak piyasanın içindedir. AB ülkelerinde sorun tespitinde ve müdahalelerde zorluklar yaşanmaktadır, bu nedenledir ki, bazı AB ülkelerinde halka açık bankalarda, devletler hisse alımları marifetiyle, söz sahibi olma gayretleri içine girmişlerdir. Önümüzdeki günlerde, devletin denetleyici ve düzenleyici olarak yeniden devreye girmesiyle liberalizmde bir gerileme yaşanacağı beklenmelidir.

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız