|

Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, geçtiğimiz hafta seçim bölgesi Mersin’de, seçim çalışmaları kapsamında esnaf ziyaretleri yapıyordu. Atletik yapısı ve kendine aşırı güvenli tavırlarıyla ekibinin başında mağrur şekilde ilerlerken -bir kısım medyaya göre alkollü olan- bir vatandaş tarafından yolu kesildi ve bir siyasetçi için talihsiz sayılabilecek diyaloglar yaşadı. Bakan Tüzmen, vatandaşa sevgisini dile getirirken, vatandaş açıkça onları sevmediğini belirtti… Sayın Bakan, yapılan güzel şeylerden, ülkeyi uçurduklarından bahsederken, vatandaş hısızlıklardan ve hortumlamalardan söz etti… Sayın Bakan, Türkiye’ye çağ atlattıklarından dem vururken, sarhoş (!) vatandaş, yandaşların kayırılmasından yakındı… Sarhoş vatandaşın medya önündeki bindirmelerinden oldukça gerilen ve denediği el temaslarıyla da vatandaşı ikna edemeyen Sayın Bakan, sonunda o can alıcı soruyu sordu ki bu soruyu biz de daha önceki yazılarımızda birkaç kez sormuştuk… İhracatı kim yaptı? Sahi bu ülkede ihracatı kim yapıyor? Bütün zor şartlara ve olumsuzluklara rağmen tabii ki özel sektör… Zor durumda kalınca, adeta rekorlar kıran özel sektörün ihracat rakamlarını sahiplenen ekonomi yönetimi, reel sektörün yaklaşık 140 milyar dolar civarındaki dış borçları söz konusu olunca, topu hep taca atıyor… Özel sektörün borçları bizi ilgilendirmez, Dışarıdaki paralarını getirsinler, diyebiliyor. Sayın Bakan’ın bu can alıcı ihracat açıklamasından sonra çaresiz kalan sarhoş vatandaş, korumaların da yardımıyla ağzı kapatılarak olay mahallinden uzaklaştırıldı, ama giderken yine söyleniyordu; ben seni sevmiyorum bakan… Buna benzer durumlar sık sık Sayın Başbakan’ın da başına gelmiş ve durumun muhatabı olan vatandaşlar, siyasi literatürümüze de giren, gerekli cevapları bizzat birinci ağızdan almışlardı. Sayın Başbakan, Birine; “Otur oturduğun yerde” derken, Diğerine; “Ananı da al git”, Yandaş köşe yazarına; “Yazıklar olsun, yüzüne gözüne dursun”, Bir diğerine; “Senin oğlun da işsiz kalıversin” gibi aydınlatıcı cevaplar vererek, hem vatandaşın rahatlamasında hem de siyasi literatürün gelişmesinde önemli katkılar yapmıştır.
DOLAR TALEBİ… Dünyanın her yerinde, küresel krizin neden olduğu tahribatın örneklerine rastlamak mümkün, bu nedenle, özellikle son günlerde, birazda spekülatif hareketlerin de etkisiyle ciddi anlamda küresel bir dolar talebinden söz edebiliriz. Dolar şu anda dünyadaki en önemli likidite aracı. Dünyanın herhangi bir yerindeki bir olumsuzluk ya da eldeki nakit paranın dolara yöneliyor olması ve de yatırımcılardaki sürü psikolojisi, global bir dolar talebini gündeme getirmiştir. Ancak bu talep kalıcı mıdır? Nereye kadar devam eder? Bu konuda ciddi görüş ayrılıkları var. Kısa vadede belki bir düşüş yaşanabilir. Bunun için de global dolar talebini gösteren dolar endeksi, çok önemli bir göstergedir ve çok yakından izlenmelidir. Ayrıca TCMB’nin likiditeyi desteklemek için, günlük döviz satım ihalelerine başlaması piyasayı yorumlamak için fikir verebilir. TCMB bu seviyelerde satış yapmaya gerçekten niyetli mi? Yoksa bir miktar daha yükseliş bekliyor mu? Bir önemli gösterge de bu… BANKALAR İki hafta önceki yazımızda özellikle Batı Avrupa bankalarının zor durumda olduğuna ve bu durumun, eğer gerekli tedbirler zamanında ve doğru biçimde alınmazsa, giderek daha olumsuz gelişmelere neden olacağına değinmiştik. Bu konudaki ilk çatlak İngiltere’den çıktı. Ülkenin en büyük kurumu Lloyds’a el konulması, diğer İngiliz bankaları ve AB bankalarını da olumsuz yönde etkileyecektir. Zaten şu günlerde İngiliz bankaları yüzde 10-15 arasında değer kayıpları yaşıyor. Sağlamlığıyla övündüğümüz bankacılık sistemimiz, bakalım daha ne kadar dayanacak? Umarız birkaç hafta sonra -biz daha önce yazmıştık diyebileceğimiz- olumsuz durumlar yaşamayız. Çünkü global bir dünyada, global sorunlardan soyutlanmak çok fazla mümkün olmuyor. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|