FED tutanakları ne anlatıyor?
Pazartesi, 12 Ocak 2009 18:41

alt

FED toplantı tutanaklarında, önemli sayılabilecek birkaç nokta var. Öncelikle, FED ekonomistlerinin 2009 yılı büyüme tahminini, daha önce açıkladıkları beklentilerin, çok daha altına çektiklerini görüyoruz. İşsizlik oranlarının ise, yalnız 2009’da değil, 2010’da da artacağını kabul etmiş görünüyorlar. Piyasalar düzelmiyor, düzelme belirtisi de yok, durum hayli ciddi, bu nedenle ‘faiz indirimlerini 25 baz puan mı, 50 baz puan mı yapalım’ tsorusundan çok, ‘0 ila 0.25 bandına mı çeksek’, konusu tartışılıyor. Ancak bu karardan vazgeçilmiş gibi, çünkü; piyasaların böyle bir kararı, tam olarak doğru değerlendiremeyeceği korkusu var. Enerji ve emtia fiyatlarındaki gerilemelere bağlı olarak, 2009 ve hatta 2010’da da, çekirdek enflasyonun düşmesi bekleniyor. Enflasyon konusunda ciddi bir deflasyon kaygısı yaşandığı da görülüyor.
Tartışılan diğer bir konu ise, banka rezervlerine hedef ve limit koymak. Deflasyonla mücadelede piyasalara net mesajlar verilmeye çalışılmış. Böyle bir kararın, yanlış izlenimler verebileceğinden çekindikleri de ortada. Aşırı rezerv tutulmasına rağmen, yine de işlerin düzelmiyor olması, elinde fazla müdahale silahı kalmayan FED’in işini zorlaştırıyor. İki hafta önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi, uzun vadeli devlet tahvilleri ve mortgage tahvillerinin alım imkanları da görüşülmüş. Ancak, zamanlama ve mevcut faiz seviyesi, alımlar için uygun görünmüyor.
FED, para arzındaki büyümeyi daha önce defalarca tartışmıştı. Para tabanındaki bu büyüme, teorik olarak enflasyonist olmasına rağmen, FED’in bu miktarı azaltmak için yeterli vakti olacak gibi görünüyor. Öte yandan, işsizlik oranlarının ulaşacağı olumsuz seviye de düşünülse, yine de ani bir enflasyon patlamasının yaşanması mümkün görünmüyor.
Tüm bu tartışmalar ve tutanaklar da gösteriyor ki, FED’in, ekonominin durumu hakkındaki bakış açısı, piyasalardan daha tutarlı. Ancak yine de FED’e ümit bağlayan piyasaların, aşırı iyimserlikten sıyrılamaması halinde, hüsrana uğraması kaçınılmaz gibi…

2009’DA TÜRKİYE EKONOMİSİ

Küresel piyasalarda yaşanan olumsuzluk ve belirsizliğin, 2009’un hemen hemen tamamında da sürecek olması ve bu durumun ülkemizin dış finansmanı üzerinde kötümser bir baskı yaratması kaçınılmazdır. Özelleştirmelerde sıkıntı yaşandığı bir dönemde, cari açığın sürdürülebilmesi ve ekonominin büyümesi, ülkemize girecek net yabancı finansmana bağlıdır. 2009’da beklenen bu yabancı para miktarındaki azalma neticesinde, iç tüketim, satışlar ve karlarda önemli gerilemeler olması kaçınılmazdır. 2009’da Türkiye, üretim ve istihdam konusunda önemli sıkıntılar yaşayacak, iç tüketim ciddi ölçüde daralacak, ekonomi neredeyse hiç büyümeyecek gibi görünüyor. Resesyon beklentisi ciddi biçimde gündemdedir. Ayrıca AB ekonomilerinin olumsuz durumu ve yurtiçi üretimin olmaması nedeniyle, ihracat tarafından da olumlu bir katkı beklememek gerekir.
Hesaplar doğru, ve uzun vadeli yapılmalıdır…
“Uzun vade”, derken, bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Piyasalar önce senaryoyu yazar, sonra oynamaya başlar. Konjonktür ve piyasa şartları gereği, bu hep böyle olmuştur. Uzun yıllar piyasalarda olanlar bunu çok iyi bilirler. Önce şartlar oluşturulur, senaryolar hazırlanır, kurbanlar seçilir ve alınır. Daha sonra da, piyasa deyimiyle, satın almalar başlar, yeni pozisyonlar açılır. Meşhur, “krizin fırsata dönüştürülmesi” deyimi bu nedenledir. Şu andaki yorumlara dikkat edilirse, hemen herkes 2009’un kayıp yıl olacağı, gerçek toparlanmanın, 2010’un ilk yarısından sonra başlayacağı konusunda hemfikir. Senaryo yavaş yavaş oluşturuldu. Borsa deyimiyle; “her şey önceden alınır ve satılır.” Düzelme gerçekleştiğinde, beklenti bitmiştir, aldığınız pozisyonların karşılığını toplama zamanıdır artık… Eğer, kriz ortamında doğru pozisyon alındıysa, artılar kar olarak dönecektir…
Başta Dünya Bankası ve IMF olmak üzere, bir çok kurum ve yatırım bankası, (bunlara TCMB’da dahil), 2010’un ilk çeyreğinden itibaren, küresel durgunluğun sona ereceğini ve yavaş yavaş toparlanmanın başlayacağını öngörüyorlar.
Faizlerde, son dönemlerde gördüğümüz düşüş de, toparlanma ihtimalini kuvvetlendiriyor…
Piyasaları yönlendiren beklentilerdir…
Beklentiler -yazılan senaryoya göre- böyle…
Bu beklentilerin yaygınlaşması, piyasalarda toparlanmayı da beraberinde getirecektir…
Ne zaman? Senaryo belli, 2010’un ilk yarısından sonra…
Yani 2009 kayıp yıl, ve de 2008’den daha zor geçecek…
O halde, geometrik terimleri ve psikolojik tanımlamaları bir kenara bırakalım ve sıkalım dişimizi.
Bir buçuk yıldan az kalmış…

***

Eminim ki, insanlıktan biraz olsun nasibini almış olan herkesin, görmekten nefret ettiği şeydir, bebek ve çocuk cesetleri… Uyguladığı hatalı, basiretsiz ve denetimsiz ekonomik politikalarla dünyayı ekonomik krize sürükleyen Bush, giderayak yeni bir felakete daha imza atmıştır. Bu, aynı zamanda hem Bush’un hem de Obama’nın dünya görüşlerinin ve bundan sonra izleyecekleri politikanın, net bir göstergesidir. Barış ve demokrasi adına yapılan bu soykırım ve dünyanın sessizliği, tepkisizliği, acımızı daha da artırmaktadır. Son yıllarda, Afganistan, Irak ve Filistin de milyonlarca sivil ve masum insan katledilmiştir. Bizi, sözde Ermeni soykırımı safsatalarıyla suçlayanlar ve onların yerli işbirlikçi, özürcü aydınları (!), bu katliamları nasıl izah edebilirler. Şimdi kim kimden özür dileyecek? İslam alemi için acılı bir mazisi olan Muharrem ayında gerçekleştirilen bu katliam, acı ve üzüntülerimize yenilerini katmış ve öfkemizi artırmıştır…
Bu konuda daha çok şey yazmak isterdim, ama hem yerim dar hem de kızgınlığımı anlatacak, doğru sözcükleri bulmakta zorlanıyorum.
ABD ve İsrail’i şiddet ve nefretle kınıyorum…
Tüm bu olanlara sessiz kalan dünya kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyorum…

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız