Düşmanımın düşmanı dostumdur
Pazartesi, 05 Temmuz 2010 10:44


Hep söyledik,
Yine tekrarlayalım.
Bizi aranıza almadığınız için teşekkürler AB…
Halkımızın önüne kurtarıcı olarak konan ve sanki üye olduğumuzda bütün sorunlarımızın çözüleceği mesajı verilen AB topluluğu, bugün kendi içinde ve giderek artan biçimde çalkalanmaya devam etmektedir.
Topluluktaki problemli ülkelere her geçen gün yenileri eklenmektedir.
Bu söylediklerimiz belki ticaret erbabı ve sanayicilerimiz için kısa vadede itici gelebilir, ama orta ve uzun vadede AB’ye kabul edilmeyişimize, kesinlikle üzülmeyeceğiz gibi görünüyor.
Belki de onlara teşekkür borçlu olacağız.
Bu teşekkürü ben şimdiden yapıyorum…
                        ***
AB bölgesinde Yunanistan ile başlayan ve giderek birlik üyesi diğer ülkelere de sıçrayan kriz, şu anda Doğu Avrupa ülkeleri; Macaristan, Bulgaristan ve Romanya gibi, birliğe sonradan dahil olan ülkeleri ciddi manada tehdit etmektedir.
Bu ülkeler de birliğe dahil olduktan sonra ekonomik sorunlarının hızla çözüleceği, refah düzeylerinin artacağı beklentisiyle, topluluğa katılabilmek için aşırı istekli olmuşlar ve kendi kamuoylarından gerekli desteği fazlasıyla görmüşlerdi.
Ancak bugün gelinen noktada, bu beklentilerin boş olduğu kısa sürede ortaya çıkmıştır.
Son olarak Moody’s tarafından yapılan açıklamada, Doğu Avrupa bölgesindeki bankaların mevcut döviz kredileri nedeniyle önemli bir risk altında oldukları ve bu durumun bölgedeki diğer bankalar üzerinde de ciddi bir baskı yarattığı açılandı.
Finans sektöründeki olumsuzluklar, diğer tüm sektörleri de olumsuz etkilediğinden, bu sıkıntıların artarak devam etmesi beklenmelidir.
Ayrıca parite üzerinde son günlerde oluşturulan baskı nedeniyle, Doğu Avrupa para birimleri dolar karşısında hızla değer kaybetmektedir.
Muhtemelen, Yunanistan örneğinde olduğu gibi bu ülkelere de sınırlı bir yardım yapılacak, her şeyleri ile topluluğun ağa babaları olan Almanya, İngiltere ve Fransa’nın birlikte onaylayıp önlerine koyacağı yol haritasıyla nafile çırpınışlarına devam edeceklerdir.
Yine de toparlanmanın on-on beş yıldan önce gerçekleşmesi mümkün görülmüyor.
Tüm bu gerçekler ortada iken, ülkemizdeki AB hayranları ve onların yerli- yabancı işbirlikçilerinin oluşturdukları lobi nedeniyle, hala AB konusunda yüksek beklentiler devam etmektedir.
Sanayicinin bu konudaki istek ve beklentisini anlamak mümkün,
Çünkü pazar ilişkileri var, ticaretleri var.
Diğer vatandaşların ısrarla AB hayali kurmasını, yüksek beklenti içine girmesini anlamak gerçekten anlaşılır çok zor.
Yıllardır verdiğimiz tavizler, karşılaştığımız hakaretler ortadayken, tam üyelik konusunda alınan yol, hala başladığımız yerde,
Bir arpa boyu yol alamadık.
Bizi aralarına almayacaklarını her fırsatta ifade etmelerine rağmen,
Ciddi manada dağılma sinyalleri vermelerine rağmen,
Uyguladıkları ekonomi programlarının başarısızlığına rağmen,
Topluluğa katılma ısrarının nedenini anlamak hakikaten zor.
Acaba gerçek amaç;
AB uyum kriterleri adı altında çıkarılan yasalar ve yapılan düzenlemelerle,
Cumhuriyetimizin kurucusunu,
Cumhuriyet değerlerini,
Cumhuriyetin kurumlarını, ordumuzu ve adalet sistemimizi,
Türk milletinin örf, adet, gelenek ve göreneklerini yıpratmak, gözden düşürmek olabilir mi?
Çünkü düne kadar farklı siyasi görüşleri olanlar,
AB’yi Hıristiyan kulübü olarak niteleyen Milli Görüşçüler, bugün AB’nin en önemli savunucuları ve hizmetkarı durumundadırlar.
Bence, “düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığı, gerçek ifadesini burada buluyor.
Çünkü tarihi incelediğimizde görürüz ki;
AB ve onun temsil ettiği zihniyet, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ezeli düşmanıdır.
Onlarla birlikte hareket edenler için de,
Yargıyı ve kararı, varın siz verin… 

Ali Osman Memiş'in Tüm Yazıları İçin Tıklayınız