Dolar daha düşer mi?
Pazartesi, 26 Ekim 2009 13:47


Dövizin, özellikle doların yatırım enstrümanı olmaktan çıktığını yıllardır her platformda söylüyoruz. Buna rağmen, gerek sanayici gerekse vatandaş, hala doları belirleyici bir unsur olarak görüyor olsa gerek, her fırsatta benzer sorular soruluyor…
Dolar ne olur?
Aslında bu konuda net cevap vermek zor, ancak,
Bizim de büyük ölçüde katıldığımız genel kanı şöyle…
Yaşanan yoğun küresel krizden sonra işaretleri alınmaya başlanan ekonomik toparlanmanın, yatırımcıları ABD varlıklarından uzaklaşmaya yöneltmesiyle birlikte, ABD doları da düşüşünü hızlandıracak. Yani ekonomik toparlanma hız kazandıkça,
1. Bütçe açıklarının artma beklentisi,
2. FED’in borçlanma faizlerini uzun bir süre daha sıfıra yakın bir seviyede tutacağı beklentisi ve
3. ABD’de çift dipli bir durgunluk daha yaşanması ihtimali…
Tüm bu beklentiler, dolar üzerinde aşağı yönlü bir baskı yaratacak, dolayısıyla dolarda bir toparlanma beklentisini -belirli bir süre için de olsa- erteleyecektir.
Yukarıda saydığımız bu üç temel güç, doların seyri üzerinde net bir belirleyicidir.
Ayrıca ekonomik toparlanma çabaları da doları sarsabilir.
Bu nedenle dünyanın en gelişmiş ülkelerinin bile artan bütçe açığı problemleriyle karşılaşması kaçınılmaz olacaktır.
Faiz oranlarının yükselmesi ve bazı büyük para birimlerinin düşüş göstermesi de yine ihtimaller dahilindedir.
Şu anda dünyadaki hatırı sayılır Hedge fon şirketlerinden bazıları, mali sistemi korumaya ve ekonomik toparlanmaya yönelik radikal kararlar almaktadır.
Örneğin, bu Hedge fonlardan Greenlight Capital, son günlerde ABD dolarının değerinin sarsılacağı beklentisiyle ciddi miktarda fiziksel olarak altın satın almaktadır.
Ayrıca Çin, Rusya ve Hindistan’ın, doların rezerv para olması konusundaki pek net olmayan politikaları da doların seyri konusunda belirleyici olacaktır.
Kısaca söylemek gerekirse, “dolar”cılar yine sevinemeyecekler gibi…

MAÇIN ARDINDAN…
Ermenistan ile oynadığımız ve 2-0 kazandığımız maçın ardından,
Maçta ve öncesinde yaşananlar hem ülke genelinde hem Bursa’da hem de kardeşimiz Azerbaycan’da yorumlanmaya devam ediyor.
Önce, beklendiği gibi Fatih Terim gitti.
Sonra Milli Takım, Güney Afrika hayalini sonlandırdı.
Daha sonra da Bursa seyircisi -tribündekiler çakma da olsa (!)-,  kendisine yapıştırılmaya çalışılan olumsuz imajı sildi.
Bunlar işin sportif yanı…
Bir de işin siyasi ve ekonomik yanı var.
Bu maç organizasyonu ile TC Devleti, işbaşındaki iktidar marifetiyle, maalesef yıllar boyu taşıyacağı olumsuzlukları, kendi isteğiyle üstlendi.
Hiçbir devletin bayrağına bu şekilde davranılmaz,
Hele ki kardeşimiz olan bir ülkenin bayrağına yapılanlar, büyük saygısızlık…
Ermenistan’daki maçta, sözde Karabağ bayrağı denilen bez parçasını izlemeye sesini çıkarmayan sayın Cumhurbaşkanımız,
Kardeşlerimiz olan Azerbay can’ın bayrağının stada sokulmamasına ve Azerbaycan bayraklarına yapılanlara kayıtsız kalmıştır.
Valilik ve Emniyet Müdürlüğü bu süreci sağlıklı yürütememiştir.
Bu arada, her fırsatta bize ifade özgürlüğü dersleri vermeye kalkan,
Atatürk’ü Koruma Kanununa bile dil uzatma cüretini gösteren,
Avrupalılardan oluşan FIFA’nın bu yasak uygulaması,
Tartışılması, incelenmesi ve izlenmesi gereken ayrı ve hassas bir konudur.
***
Tarihe baktığımızda, özellikle cumhuriyetimizin ilk yıllarında, maddi sıkıntılar çeken ülkemize ilk yardımları, Azeri kardeşlerimiz yapmışlardır.
İlki, 3 Mayıs 1920’de başlayan bu “ayni ve nakdi yardımlar”, uzun yıllar devam etmiştir. Azerbaycan Sovyet Sosyalist Halk Cumhuriyeti Başkanı Nerimanov’un, rahmetli Atatürk’e yazdığı mektup, günümüz siyasileri için tam bir ibret belgesidir.
Nerimanov, Türk halkının emperyalizmden kurtuluş günlerinin yakın olduğunu ve kurtuluş mücadelesi veren kahraman Türk halkını kutladığını yazarak, şöyle devam ediyordu: “Paşam, bizim Türk milletinde, kardeş kardeşe borç vermez. Biz kardeşiz, her zaman elinizden tutacağız ve tutmaya devam edeceğiz.” (A. Şemseddinov, Kurtuluş Savaşı Yıllarında Türkiye-Sovyetler Birliği Alakaları, sayfa:66)
***
İktidarın uygulamaları nedeniyle siyaseten yara alan Türkiye-Azerbaycan ilişkileri, ekonomik olarak da muhakkak etkilenecektir.
Rusya, yıllardır Azerbaycan’ın Türkiye ile yakınlaşmasından gizli bir rahatsızlık duymaktadır. Bu nedenle hemen devreye girerek, hatta maçın oynandığı saatlerde Azerbaycan ile bir doğal gaz anlaşması imzalamıştır.
Yine Azeri gazını Avrupa’ya taşıyacak güzergahın değiştirilip, Türkiye yerine Romanya üzerinden taşınması çalışmalarına başlanmıştır.
Azerbaycan’dan -hesaplı fiyata- aldığımız doğal gaza, önümüzdeki günlerde zam gelirse şaşırmamak gerekir.
Azerbaycan’da faaliyet gösteren iş adamlarımız, bundan sonra karşılaşacakları zorluk ve engellere hazırlıklı olmalıdırlar.
Tüm bunların ekonomik faturası ülkemiz için ağır olacaktır.
***
Bir yanda sıkı ekonomik ilişkilerimiz olan, dost ve kardeş Azerbaycan,
Diğer yanda, düne kadar büyükelçilerimizi katleden,
Hiçbir ekonomik ilişkimiz olmayan, her fırsatta aleyhimize lobi yapan ve
Ülkemizden toprak talep eden Ermenistan.
Buna rağmen iktidarın tercihi hayli enteresan,
Bu işin altından bir şeyler çıkacak ama…
***
Ermenistan ile dış politikada “sıfır sorun” anlaşması imzalayan Dışişleri’nin,
“Sıfır sorun”dan kastı acaba teslimiyet midir?
Bakalım, Ermenistan işgal ettiği Karabağ’dan çekilecek mi?
Ve Alican sınır kapısının akıbeti ne olacak?
Ve de en önemlisi,
Dost ve kardeş Azerbaycan ile ilişkilerimiz ne zaman normalleşecek?
Yine de şunu unutmamak gerekir;
Azerbaycan’a ve onun bayrağına bu çirkin muameleyi reva gören,
Dağdan kahraman edasıyla indirilen (!) eşkıyalara ve
Onlara karşılama töreni düzenleyenlere taviz veren anlayış,
Türk milletinin tamamını temsil etmemektedir.
Siyasi iktidarlar gelip geçicidir,
Baki kalacak olan, “iki devlet”in kardeşliği ve
“Tek bir millet” olduğudur…
Bayramınız kutlu olsun…

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız