Doğal gaz depolama tesisi
Pazartesi, 07 Eylül 2009 12:52

Önümüzdeki yüzyılın, dünyanın önündeki en büyük sorunu, enerji ve enerjiden kaynaklanan problemler olarak görülmektedir.
Dünyada üretici konumunda olan devletlerin ve gelişmiş ekonomiye sahip ülkelerin, ilerideki yıllarda yapmayı planladıkları tüm önemli girişimler, dikkat edilirse hep, enerji ve türevleri üzerine oluşmaktadır.
Ortaklık ve işbirlikleri enerji kaynakları adına yapılmakta,
Askeri ve sivil müdahaleler, demokrasi maskesi altında, enerji kaynakları adına gerçekleştirilmektedir.
Savaşlar, dargınlık ve küskünlükler hep enerji kaynaklarına sahip olma ve kullanma konusunda yoğunlaşmaktadır.  Giderek daha da artan bir biçimde, acımasızca devam edecek gibi görünüyor…
***
Geçtiğimiz günlerde, Nabucco ve Güney Akım anlaşmaları ile Türkiye adına bazı sevindirici gelişmeler yaşandı. Bu durum bazı çevrelerce büyük coşkuyla karşılanmakla birlikte, bazı çevrelerde de “Bayram değil seyran değil, eniştem beni niye öptü”, kuşkuculuğunu gündeme getirmiştir.
Haksız da değiller hani…
Yakın çevresindeki bütün coğrafyadan petrol ve doğal gaz fışkıran, ama kendisi, enerji kaynaklarının kullanımı konusunda komşularının insafına terk edilen Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, üretici ülke olma gayretlerinin, petrol ve doğalgaz arama girişimlerinin önünü kesmek için, bu anlaşmalar;
Türkiye’nin ağzına çalınan “bir parmak bal” ya da “sus payı” olarak değerlendirilmektedir. Türkiye yıllardır, gerek kısır siyasi çekişmeler ve gerekse dış baskılar nedeniyle enerji politikalarında “milli”leşememiş ve hep hatalı politikalar izlemiştir,
Bunun en çarpıcı örneğini doğal gaz konusunda trajik olarak yaşamaktayız.
   ***
Ülkemiz son yıllarda, çeşitli kampanyalarla hızla doğalgaz kullanımına yönlendirilmiştir. Gerek enerji santrallerinde, gerek sanayide ve gerekse konutlarda hızla doğalgaza, dolayısıyla Rusya ve İran’a bağımlı hale gelinmiştir.
Yapılan anlaşmalar da sağlıklı olmadığı için, kışın en yoğun günlerinde ya zam, ya da gaz kesme tehdit ve şantajıyla karşılaşmaktayız.
Üretici ülke olmamamıza rağmen, ısrarla ve hızla doğalgaza yöneldik.
Doğalgazla elektrik üreten santraller, sanayi tesisleri ve konutlarda, İran ve Rusya’nın iki dudağı arasındaki karar mekanizması, ülkemizin itibarını zedelediği gibi, kamuoyu ve piyasalarda da olumsuzluklar ve endişe yaratmaktadır.
***
Tüm bu gerçekler bilinmesine rağmen, yıllarca ülkemizde yeterli düzeyde doğalgaz depolama tesisinin yapılmamış olması büyük bir eksikliktir.
Depolanan gaz sayesinde, zamlara karşı korunabileceğimiz gibi, kışın en yoğun günlerinde gaz kesme tehdidine de büyük ölçüde karşı durabilirdik.
Silivri’deki, Türkiye’nin tek Yeraltı Doğalgaz Depolama sistemi, maalesef bu ihtiyaca cevap verememiş ve kapasite artırımı konusunda geç kalınmıştır.
TPAO ve BOTAŞ ortaklaşa olarak, Silivri’deki deponun kapasitesini, 1,9 milyar metre küpten, 3 milyar metre küpe çıkaracak çalışmalara başlamıştır. Bu artırım gazın eksik geldiği ya da durduğu zamanlarda, kışın; yüzde 15, yazın ise yüzde 25 arasında katkı yapacaktır.
Anlaşılacağı gibi bu artış da yeterli gelmeyecektir.
Eksi 125 ile eksi 150 santigrad derecede sıvı hale gelen ve depolanması kolaylaşan gazın, depolanma tesislerinin sayılarının hızla artması gereklidir, Tuz gölü altında diğer bir depolama tesisi çalışması sürüyor, Hatta çıkarılacak bir yasayla belediyelere bile bu konuda tesis kurma yetkisi verilmeli, her belediye kendi ihtiyacına cevap verecek tesisi kurabilmeli, gazı depolayabilmelidir.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız