Biraz ‘benlik’ yapalım (mı?)
Pazartesi, 29 Mart 2010 23:30


Bu haftaki yazımız, Ekonomik PUSULA gazetesinin yayın hayatına başlamasından itibaren yazdığımız, 71. haftalık yazı.
Yaklaşık neredeyse bir buçuk yıl olmuş…
Bu süre zarfında, ekonominin genel seyri ve piyasalar hakkındaki düşünce ve görüşlerimizi, özellikle İMKB’deki tecrübelerimize de dayanarak ve mümkün olduğunca siyasete çok fazla dokunmadan, tarafsızca aktarmaya çalıştık.
Her ne kadar, ekonomi ile siyaseti birbirinden ayırmak zor olsa da biz hep bu gayret içinde olduk.
Bazen eleştiriler, bazen övgüler aldık. Bazen hiç kaale alınmadığımız oldu.
Gazete yönetimimiz - bir kez dışında - bize hiç müdahale etmedi ve biz yine bildiğimiz doğruları yazmaya devam ediyoruz.
Ne zamana kadar?
İşte o konuda hiçbir fikrim yok…
***
“Ben demiştim” demeyi hiç sevmiyorum,
Benlik yapmak, nefsi ön plana çıkarmak insanı başarısızlığa götürür.
Bunu iyi bilenlerdenim,
Ancak; yaptığımız iş gereği bazı tespitleri de ortaya koymak gerek, diye düşünüyorum.
Sıkılmamanız umuduyla birkaç örnek vermek istiyorum.
***
- 17 Eylül 2009 tarihli “Doğalgaz Depolama Tesisi” adlı yazımızda, ülkemizde doğalgaz üretimi olmadığından ve de buna rağmen doğalgaza bağımlı hale getirilişimizden, Türkiye’deki depolama tesisi eksikliğinden örnekler vererek, Bursa veya civarında uygun bir yere (göl altlarına) böyle bir tesisin kurulmasını önermiştik.
Bundan birkaç hafta önceki PUSULA’da, Bursagaz’ın hedefleri arasında, doğalgaz depolama tesisi kurulumu olduğunu okuyunca heyecanlandık ve sevindik. Bizi okudukları için mi böyle bir proje geliştirdiler bilmiyorum ve sanmıyorum, ama sonuçta olumlu bir gelişme. Zaten bizim önerimiz Büyükşehir ve ilçe belediyeleri içindi, ama sonuçta Bursagaz da yapsa hizmet Bursa’ya gelecek.
- 29 Aralık 2008 tarihli “Bankacılık sisteminin yabancılaştırılması” adlı yazımızda, dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde, bu oranda yabancı payı olan bir bankacılık sisteminin olmadığından bahisle, bunun sakıncalarından söz etmiş ve ileride, olumsuz sonuçlar doğurabileceğini anlatmaya çalışmıştık. Bugün, kredi kartı ve diğer kredi borçları nedeniyle yaşanan olumsuzluklar ve reel sektörün karşılaştığı kaynak sıkıntısı ortadadır.
Dünyanın en karlı bankacılık sektörü, Türk bankacılık sektörüdür, çünkü bizde bankalar hiç kredi dönüş riski taşımadan, sadece devleti fonlayarak büyük karlar elde etmektedirler. Bunu önceden gören yabancılar ısrarla ve iştahla Türk bankalarına yönelmişlerdir.
Bu konuda uyarı yapanlar ise ekonomi yönetimi tarafından “paranoyak” ilan edilmiştir.
- 24 Kasım 2008 tarihli “Kredi Derecelendirme Kurumlarının Güvenilirliği” adlı yazımızda, sadece para kazanma ve spekülatif amaçlarla verilen kredibilite notlarından söz etmiş ve bunun sonuçlarının, krizi daha da derinleştirerek, şirketler ve ülkeler için olumsuzluklar doğuracağını yazmıştık. Günümüzde bu rayting kurumlarının bazıları iflas ederken, birçoğu sorgulanır hale gelmiş ve güvenilirliklerini yitirmiştir.
- 2 Mart 2009 tarihli “Altına Hücum”, 7 Mart 2009 tarihli “Altında yeni Rekorlar”, 22 Şubat 2010 tarihli “IMF Altın Satıyor” ve 15 Mart 2010 tarihli “Altının Altın Devri” başlıklı yazılarımızda, dünyadaki altın ve para sirkülasyonu ile ilgili gelişmeleri yorumlamış ve altının seyri konusunda düşüncelerimizi yazmıştık.
Altın değer kazanmaya devam ediyor ve bir miktar daha edecek…
-1 Mart 2010 tarihli ve “Uyanık Komşu” alt başlıklı yazımızda, Yunanistan, Portekiz ve diğer problemli AB ülkelerinden bahisle, AB topluluğunun kendi içinde ciddi bir kriz yaşadığını ve artık AB’nin sorgulanır olduğunu anlatmıştık.
O günlerde bazı dostlarımızla, Yunanistan’daki krizi yazmanın önemi konusunda tartışmalarımız olmuştu.   Bizim ekonomimiz dururken niye Yunanistan’ı yazıyorsun, diyenler olmuştu.
Amacımız, Yunanistan ve diğerleri üzerinden AB’yi sorgulamak ve sistemdeki çarpıklıklara dikkat çekmekti.
Şimdi görüyoruz ki;
Girebilmek, üye olmak için vermediğimiz taviz kalmayan, buna rağmen bizi aralarına almakta ayak direyen AB, kendi içinde resmen çatırdıyor.

HA GAYRET BURSASPOR AZ KALDI…
Ermenistan milli maçında Türk ve Azerbaycan bayraklarına uygulanan iğrenç muamele…
Diyarbakırspor maçında bölücü hainler tarafından, İstiklal Marşımıza yapılan saygısızlık…
Ne hikmetse hep Bursa’ya denk geldi. Bu maçlarda ve sonrasında Bursa ve Bursalı, milli ve manevi değerlerimize ne kadar bağlı olduğunu, dosta düşmana açık ve net biçimde göstermiştir.
Osmanlıya başkentlik etmiş olan Bursa’ya ve Bursalıya da bu yakışırdı zaten...
Artık bir de ŞAMPİYONLUK yakışır…
Ha gayret BURSASPOR az kaldı…

Ali Osman Memiş'in Tüm Yazıları İçin Tıklayınız