|

Özelleştirmeye karşı çıkmak, global ekonominin gereklerinden soyutlanmak, kuşkusuz ki düşünülemez. Ancak; stratejik sınırların çok iyi analiz edilerek belirlenmesi gerekmektedir. Atatürk, İzmir İktisat Kongresi’nin açılışında yaptığı veciz konuşmasında şöyle diyordu. “Efendiler, hakikaten Türk tarihi tetkik olunursa, bütün yükseliş ve çöküş sebeplerinin, bu iktisadi politikalardan başka bir şey olmadığı görülür. Bunun içindir ki Milli İktisadiyatımıza birinci derecede ehemmiyet vermek mecburiyetimiz vardır.” İzmir İktisat Kongresi’nin ardından, ‘milli bankacılık’ konusunda önemli adımlar atılmış, İstanbul’da faaliyet gösteren yabancı banka ve bankerler, çıkarılan kanunlarla millileştirilmiştir. Bunların içinde Rum ve Yunan bankerler ilk sıralarda bulunmaktaydılar. Ayrıca, iktisat kongresinin ardından, milli politikalar çerçevesinde, sanayi tesisleri ve bankaların kurulması ve geliştirilmesi konusunda da önemli adımlar atılmıştır. Ümmetçilik anlayışından gelen, ulusal politikalar konusunda zafiyet gösteren, “Türkiye’yi pazarlamak bizim en önemli görevimizdir” diyen, bankaların yüzde 100’ü de yabancılara satılsa ‘korkulacak bir şey yok’ diyen, “Halkbank’ı da Ziraat Bankası’nı da çatır çatır satarım kardeşim” diyenlerden oluşan ekonomi yönetimi sayesinde, şu an Türk bankacılık sistemindeki yabancı payı yüzde 45 seviyelerine ulaşmıştır. Bu oran gelişmiş ülkelerin hiç birinde yüzde 10-15’i geçmez. Oran yükseldiğinde, muhalefet, sivil tolum örgütleri ve halktan ciddi tepkiler gelmekte, ekonomi yönetimleri de hisse alımları marifetiyle bu oranları makul seviyelere çekmektedirler.
AMAÇ SADECE KÂR MI? Yunanı, Fransızı, Almanı, İngilizi, Hollandalısı, İspanyolu niye ısrarla ve iştahla bankalarımıza talip oldular? Amaçları sadece kar etmek miydi? Bu konular dikkatle incelenmeli, cevapları konusunda uyanık olunmalıdır. İster milliyetçi olsun, ister ulusalcı, ister yurtsever olsun, ister vatansever, Türk milleti olarak tavrımızı ve tepkimizi en üst düzeyde ortaya koymalıyız. Ülkemizdeki bankalara talip olanların, ülkelerinin; ekonomik, siyasal, kültürel ve sosyolojik politikalarının, ülkemizde uygulanmasının takipçisi ve yürütücüsü olacaklarını görememek, Nutuk’ta da belirtildiği gibi, en hafif deyişle gaflet ve dalalettir. Misyonerlik faaliyetlerinin hızlandığı, Ekümenlik tartışmalarının arttığı, sözde ermeni soykırımı safsatalarının tırmandırıldığı, bölücü terörist faaliyetlerin azdığı bugünlerde, milli hassasiyetlerimizin, birlik ve beraberliğimizin ve demokratik tepkilerimizin, üst düzeyde olması çok önemlidir.
YABANCI BANKALARIN UYGULAMALARI Küresel krizin dünyayı etkilediği bu günlerde, bizim de bundan soyutlanmamız elbette ki mümkün değil. Her ne kadar, ekonomi yönetimi pembe tablolar çizse de, krizle ilgili, her gün yeni tanımlamalar geliştirip, psikolojik olduğunu iddia etse de, reel sektör başta olmak üzere, toplumun tüm kesimleri, krizi iliklerine kadar hissetmektedir. Güle oynaya bankalarımızı devrettiğimiz yabancılar, reel sektöre kullandırdıkları kredileri kesmiş, hatta bir kısmı geri çağırmaya başlamıştır. Çekler vadelerinden önce işleme konulmaya başlanmıştır. Başta sanayicimiz olmak üzere, KOBİ’ler, çiftçimiz ve esnafımız, bireysel kredi kullanan, işçi ve memurlarımız; haciz ve icralarla karşı karşıyadır. İntiharlar her geçen gün artmaktadır. Üretim, istihdam ve dolayısıyla ekonomik büyüme durma noktasına gelmiştir. BDDK Başkanı Tevfik Bilgin, “Önümüzdeki yıllarda, BDDK’nın başında George veya Hans ismini görürsek şaşırmayın” diye ikaz ediyor. Bankalar Birliği Başkanı Ersin Özince, sanki yabancılar bankalar olduğu bilinmiyormuş gibi, kredileri geri çağıran bankaların açıklanmasını talep ediyor. Zamanında, samimiyetle yapılan bütün uyarılara kulak tıkayan, insanları paranoya ile suçlayan ekonomi yönetimi, şimdi yabancılara, aba altından sopa gösteriyor. “Kamu bankalarını devreye sokarım.” Hangi kamu bankalarını devreye sokacaklar? “Babalar gibi satarım kardeşim” dedikleri, Ziraat ve Halk bankalarını… Geçmiş olsun Sayın Başbakan. Artık çivi yerinden çıktı, toparlanma zaman alacak…
***
Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, liberal ekonomi ve onun gereği olan özelleştirmeye, kararında yapıldığı takdirde karşı çıkmak, küresel piyasalardan soyutlanmak anlamına gelir ki, bu durumdaki ülkelerin, global rekabet şartlarında, ayakta kalabilmesi çok zordur. Ancak sınırsız bir liberalizm ve özelleştirme adı altında, stratejik ve milli değerlerin yabancılaştırılması, bu gibi kriz durumlarında gerçek ve çirkin yüzünü acı bir şekilde göstermektedir. Yaşanmakta olan bu olumsuzluklar, bir şeyi daha göstermektedir ki; devlet, düzenleyici ve denetleyici olarak piyasaların içinde olmalıdır. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|