|

Son ocak-şubat döneminde bankacılık sektörü, net karını yüzde 38 artırarak, 3 milyar 200 milyon TL’ye yükseltmiştir. Bu durum sevindirici gibi görünse de bankalardan kredi kullanan, gerek reel sektör gerekse tüketiciler açısından, ciddi sıkıntılar arz etmektedir. BDDK kendi bünyesinde, bankacılık sektörü için, finansal sağlamlık göstergeleri setindeki rasyoların hesaplanmasına yönelik başlattığı çalışmalar, tamamlama aşamasına geldi. Türk bankacılık sisteminin güçlü ve kırılgan olan yönlerini tespit edip, bu yıl sonuna kadar IMF’ye bildirecek. 2008 yıl sonu datalarından başlamak üzere, tüm finansal sağlamlık göstergeleri, bu yıl içinde, dönemler halinde IMF’ye gönderilmeye başlanacak. “AH’LI PARA” Reel sektörün nakit ihtiyacının had safhada olduğu bir dönem yaşıyoruz. Bunda küresel konjonktürün de önemli bir etkisi var. Bunu kimse inkar edemez… Ancak bu durumla çelişkili olarak, yine bu dönemde, bankacılık sistemimiz karlarını yükseltmeye devam ediyor. Neden? Cevabı gayet açık ve net… Mevduatlara yüzde 12-12,5 faiz verilirken, kredi talep eden reel sektöre uygulanan faiz oranı yüzde 20-25. Arada, yüzde yüze varan insafsız bir fark var. Konut, taşıt ve bireysel kredilerde oran daha da yüksek. Bu durum daha ne kadar sürer? Piyasalar bu çarpıklığı uzun süre taşıyabilir mi? Reel sektör ve tüketiciler kan ağlarken, bankacılık sisteminin mutlu olabilmesi mümkün mü? Bireysel kredi kullanan vatandaşlar ve küçük esnaf, haciz ve icralarla uğraşırken, elde edilen karlılıkta, “ah” varken, sistem bunu ne kadar sürdürebilir? Bu “ah’lı kazancın” ekonomiye kazandırılması için gerekenler acilen yapılmalıdır. Faiz oranlarındaki gerilemeden oluşan ve bankalara direkt kar olarak yazılan fark, reel sektör ve diğer kredi kullanıcılarla paylaşılmalıdır. Oranlardaki düşüşler bir şekilde, kredi kullanıcılara da yansıtılmalıdır. Bize göre sistemin en kırılgan yönü burası… “Yüksek faiz-düşük kur” politikasının en doğal yansıması. Bir an önce müdahale edilmesi gereken, en acil handikap. Yoksa, bir süre sonra, ne reel sektör kalacak ne de kredi talep edilecek bankacılık sistemi…
ABD’DE DURUM ABD’li ünlü yatırımcı (!) G.Soros, Mark-to market (piyasalara göre muhasebe değerlemesi) uygulaması ile ABD bankacılık sisteminin temelden batırılmış olduğunu iddia ediyor. ABD ekonomisinde makro dengelerde bir düzelme gözlense de genel ekonomide iyileşmenin, bu yıl da gerçekleşmeyeceğinin altını çiziyor. Stres testi ve ABD’deki bankaların millileştirilmesine, hazinenin, bankaları ve ekonomiyi kurtarma çabalarına vurgu yapan Soros, mark-to market uygulamasıyla, sadece bazı bankaların yaşam süresinin uzatılabileceğini, aslında ABD bankacılık sisteminin temelde battığını iddia ediyor. Bizim bankacılık sistemimiz ve ABD bankacılık sisteminin problemleri ve çözüm önerileri gayet açık. Alınacak tedbirlerin, vakit kaybetmeden, bir an önce uygulamaya konması piyasalar açısından çok önemlidir. Bunun için en önemli şart; IMF anlaşmasıdır.
***
Ekonomi yönetimi, üç yıllık yeni bir Ekonomik Program için hazırlıklara başladı. Mayıs ayında hazırlanması planlanan bu program, aynı zamanda 2009 yılı hedeflerini de revize edecek ve ekonomide canlanmayı teşvik edecek olan, yeni tedbirleri de uygulamaya koyacak. Yeni ekonomik program aynı zamanda, AB ile Katılım Öncesi Programın temelini teşkil edecek ve IMF ile yapılacak, olası bir anlaşmanın da dayanağı olacak. Biraz da kurdan söz edelim; kurun orta vadeli seyri için en önemli belirleyici faktör, hala dış piyasalar. G-20 sonrasında, gelişmekte olan piyasalara bakışın iyileşmesi, TL’de, tahvil piyasasına girişlerin artması ile yeni bir değer kazancı süreci başlayabilir. Bu durumda dolar/TL kurunda ilk aşamada, daha önce test edilen 1,56 seviyelerine bir düşüş görülebilir. Satış için, kısa vadede iyi bir fırsat gibi görünüyor. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|