Avrupa+Birlik= “AB” olabildi mi?
Pazartesi, 17 Mayıs 2010 13:10


Oluşturulan pembe tablolar, yazılan “uçuk” senaryolar ve şişirilen balonlar nedeniyle,
Yıllardır AB’ye üye olabilmek için çok uğraştık.
Yazık ki hala uğraşmaktayız.
AB uyum kriterlerini yerine getirebilmek için vermediğimiz taviz kalmadı.
Öyle ki bu tavizler çoğu kez;
Milli birlik ve beraberliğimizi, gelenek ve göreneklerimizi,
Milli kültürümüzü ve hatta,
Milletimizin göz bebeği olan Anayasal kurum ve kuruluşlarımızı bile etkileyebilecek maddelerdi.
AB ilerleme ve genişleme raporu adı altında dayatılan ve asıl amacı ülkemizi yıpratmaya, değerlerimizi aşağılamaya yönelik maddeleri bile, gözü kapalı ve ilerisini hiç düşünmeden imzaladık.
Bunları örneklemeye kalkarsak, sayfalarımız yetmez.
AB hayranı devlet adamlarımız ve siyasilerimiz (!), AB’nin ikinci sınıf komiserlerinin karşısında çoğu kez, çaresiz ve aciz durumlara düştüler, aşağılandılar.
Tabii ki, aslında aşağılanan ve onuru kırılmaya çalışılan;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti idi…
Millet olarak tüm bunlara katlanmak durumunda kaldık ve ibretle izledik.
Çünkü önümüze konan hedefler ve tablolar çok parlaktı. Vaat edilen gelecek, özellikle çocuklarımız için hayal sınırlarımızı bile zorlayacak cinstendi.
Aslında, daha giriş aşamasında bile, somut ve sağlam bir ilerleme sağlayamamıştık.
Bu şartlardaki AB üyeliğine karşı olan bir kesim ise bu sistemin böyle gitmeyeceğini, bir yerden patlak vereceğini bilerek; sabırla, ibretle ve iktidarı ikaz ederek yıllarca beklemiştir…
Artık, bu “onursuz ve olumsuz” şartlardaki AB üyeliğine karşı duranlar haklı çıkmıştır.
Çünkü bugün gelinen noktada, karşımızda sönen bir balon ve koskoca bir hayal kırıklığı vardır.
Her fırsatta bize tepeden bakan, taleplerinin ardı arkası kesilmeyen, üyeleri arasında bile ekonomik kriz yaşayan ve resmen çatırdayan bir AB topluluğu var.
Güvensizlik had safhaya çıkmış ve para birimleri hızla değer kaybediyor.
Panik halinde çıkış yolu aramaktalar.
750 milyar ile 1trilyon avroluk acil kurtarma fonunun da pek bir işe yaramayacağı, sadece sorunları bir süre erteleyebileceği konuşuluyor.
İlerleyen günlerde, AB ekonomisinde yaşanacak daha büyük bir krizin, tüm dünya ekonomileriyle birlikte, Türkiye’yi de etkilemesi kaçınılmaz görünüyor.
Zaten, ABD’nin ekonomik durumu da çok parlak değil.
Ayrıca uygulamaya konacak bu kurtarma fonunun, AB ekonomisini kurtarmaya yetmeyeceği gibi, dünya finans sistemini de olumsuz etkilemesi ve kolaycılığa alıştırması kaçınılmazdır.
Çünkü bu kurtarma fonu, bütçe açıkları ve borçları yüksek olan ülkeleri, daha fazla harcama yapma konusunda cesaretlendirecek ve daha büyük boyuttaki borçların oluşmasına neden olacaktır.
Fonda öngörüldüğü gibi; yüksek seviyedeki bir borç ve bütçe açığını, daha fazla harcama yaparak, daha fazla para basarak çözmek mümkün değildir.
Bu yol sadece sorunları erteler ve derinleştirir.
Döviz ve bono piyasalarında, şimdiden görülen dalgalanmaların boyutlarını, daha da yükseltir ve bu sorunlu ülkeler, daha fazla para basma yoluna giderler.
Bu durum da beraberinde yeni felaket senaryolarını getirir.
Yunanistan, Portekiz, Letonya ve İzlanda örneklerinde, bu durum açık biçimde yaşanmıştır.
Piyasalar ayakta durmakta ciddi sıkıntı çekmektedirler.
Avroya dahil olmamakla birlikte İngiltere’de de ciddi ekonomik sıkıntılar yaşanıyor, diğer birçok AB ülkesi de sıkıntıların tam göbeğinde…
Bugün yarın onların da balonları patlayabilir,
Avro bölgesinde ilerleyen aylarda ve yıllarda, çok ciddi “ülke” iflasları yaşanabilir.
Belki de 10-15 yıla kadar “avro” diye bir para birimi kalmayacaktır.
Eğer topluluk ülkeleri, üretim ve büyümeye yönelik tedbirleri acilen almazlarsa, en önemli hedefimiz ve iç politika malzememiz olan AB’ye giriş masalı ve oyalaması, gündemimizden tamamen çıkacaktır.
Bana göre, iyi de olacaktır…
Bizi aralarına almadıkları için çok kızdığımız AB’ye, belki de teşekkür etmemiz gerekecek.
Her işte bir hayır vardır.
Önümüzdeki günlerde, kulaklarımızı Avrupa’ya doğru çevirirsek, tıslayan ve patlayan balonların seslerini rahatlıkla duyabiliriz.
Artık, bu statüdeki AB’nin, içi boş bir balon ve hoş bir hayal olduğu ortaya çıkmıştır.
Sonuç olarak, AB lobisine ve AB hayranı siyasetçilerimize güvenebilsem, şöyle diyeceğim;
“Teşekkürler AB…
Şimdiye kadar bizi aranıza almadığınız için…
Gerçek yüzünüzü görebilmemiz adına, bize zaman tanıdığınız için…
Zaten bundan sonra da, biz sizi istemiyoruz…”

Ali Osman Memiş'in Tüm Yazıları İçin Tıklayınız