Yeni özelge düzeni ve mükellef hakları
Pazartesi, 08 Şubat 2010 18:00


Mükellefler vergi durumları ve vergi uygulamaları bakımından şüpheye düştükleri durumlarda, Maliye Bakanlığı’na veya yetkili kılınan birimlere (örneğin, Gelir İdaresi Başkanlığına ya da Vergi Dairesi Başkanlıklarına) yazılı olarak başvurarak izahat isteyebilirler (VUK md. 413). Başvurular üzerine yetkili makamlarca bizzat soruyu soran kişiye yönelik yazılı cevaplar verilir. Bunlara özelge (mukteza) adı verilir.  Özelgelerde belirtilen görüşler, soruyu soran kişiye verilen bir cevap niteliği taşıması yanında, aynı zamanda Bakanlıkça ilgili konuda yapılması gerekeni de açıklamaktadır. Özelge, cevabın verildiği mükellefi, diğer mükellefleri ve yargı organlarını bağlamaz. Bu nedenle vergi uygulamaları yönünden özelgeler, idarenin görüşünün öğrenilmesi veya idarenin görüşünü ortaya koyması dışında bir anlam ifade etmez. Kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem niteliği taşımadığından iptal davasına da konu olmazlar.
Pek çok OECD üyesi ülkede özelge istenebilmesi, isteyebilecek kişiler, konu veya mükellefiyet şekli itibariyle sınırlandırılmış olmasına karşın ülkemizde sınırsız izahat isteme esası kabul edildiğinden, bugün idare, özelge taleplerine yetişemez hale gelmiştir. Özellikle meslek mensuplarına veya meslek mensuplarının varlığına rağmen mükelleflere bedava danışmanlık şeklinde işleyen bu müessesenin ve sonuçlarının yasal düzenlemesinin gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Ancak Vergi Usul Kanunu’nda yeni bir düzenleme yapmak yerine, Maliye Bakanlığı, özelge müessesesinin daha düzenli işlemesini sağlamak amacıyla, 16 Ocak 2010 tarih ve 27464 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 395 Sıra No’lu Vergi Usul Genel Tebliği ile bazı düzenlemeler yapmıştır.
Yeni özelge düzenine göre, sadece mükellefler ile vergi sorumluları, bunların mirasçıları, yetki belgesine sahip kanuni temsilcileri veya vekilleri özelge talebinde bulunabileceklerdir. Önceden olduğu gibi, odalar ve birlikler gibi mesleki kuruluşlar, üyelerine bildirmek üzere özelge talebinde bulunamayacak olup, talebin üyelerin kendileri tarafından yapılması gerekmektedir.
Getirilen bu düzenlemenin amacı gelir idaresinin iş yükünü hafifletmek olarak düşünülmüş olabilir. Ancak uygulamada tam tersi sonuç doğuracağı kanaatindeyim. Çünkü mükellefler sorun yaşadıklarında mali müşavirine danışmaktaydı. Sorunu mali müşavir çözemez ise meslek odasından yardım talep etmekteydi. Bu durumda da sorun çözülemez ise gelir idaresinden özelge talebinde bulunulmaktaydı. Şimdi meslek odalarının özelge talebinde bulunma imkanı ortadan kalktığı için birçok gereksiz özelge başvurusu doğrudan gelir idaresine yapılacaktır. Ayrıca, bu şekilde bir sınırlandırma genel mükellef hakları içinde yer alan başvuru hakkı ile bilgi alma hakkını da ihlal etmektedir. Mükellef odaklı bir anlayışla hizmet sunma önceliğini temel amaç olarak belirlemiş olan gelir idaresinin böyle bir düzenleme yapması düşündürücüdür.
Diğer taraftan, genel tebliğde özelge talebinin, mükelleflerin ve vergi sorumlularının vergi uygulamaları ile ilgili işlemlerinin gerçekleşmesinden önce yapılması gerektiği açıklanmıştır. Genel tebliğ ile getirilen bu düzenlemenin bir yasal dayanağı yoktur. Vergi Usul Kanunu’nda böyle bir koşul yok iken, Maliye Bakanlığı genel tebliğ ile kanunu aşmış ve yeni bir koşul ihdas etmiştir. Bu durum ise hukuki güvenlik ilkesine aykırıdır. Ayrıca, ekonomik yaşamda olaylar ve hukuki işlemler, vergi ve muhasebeden önce gelir. Herkes önce işlemini yapar ve daha sonra muhasebe kaydını ve vergisini düşünür. Bu noktada da tereddüt yaşadığında gelir idaresinin görüşüne başvurur.
Dolayısıyla, gelir idaresi doğrudan mükellef haklarını ilgilendiren düzenlemeler yaparken, mükellef odaklı anlayışına uygun olarak yeni koşullar koymak ve sınırlamalar getirmek yerine, gelir idaresi-mükellef işbirliğini ve ilişkilerini artırmak ve uyumlaştırmak anlayışı ile hareket etmesi gerekmektedir.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız