Yeni Anayasa tartışmaları ve vergisel beklentiler
Cumartesi, 23 Ocak 2010 18:32


Anayasa’da yapılacak değişiklikler yeniden gündeme gelmeye başladı. Bu değişikliklerden bazıları doğrudan veya dolaylı olarak vergilemeyi etkileyecek niteliktedir. Bu süreçte, Bahçeşehir Üniversitesi’nde “Mali Hukukun Anayasadan Beklentileri Sempozyumu” düzenlendi. Sempozyumda yapılan tartışmalar sonucunda, vergileme ilgili Anayasa’daki düzenlemelerde de çok ciddi eksikliklerin olduğu ve bunların temel hak ve özgürlükler ile mükellef haklarını ihlal ettiği noktasında tüm konuşmacılar uzlaştı.
Anayasa’da düzenlenmiş olan vergilemeye ilişkin ilkeler ile güvence altına alınmış olan temel hak ve özgürlüklerin büyük bir kısmı, vergi kanunlarındaki düzenlemelerle veya fiili uygulamalarla ihlal edilmektedir. Vergi kanunlarında yer alan birçok istisna ve muafiyet, Anayasa’nın “herkes mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür” buyruğuna aykırıdır. İstisna veya muafiyetin, anayasa ile bağdaşabilmesi, ancak bir anayasal dayanağa sahip olmasına bağlıdır. Örneğin, sakatlık indiriminin devlete sakatları koruma görevi yükleyen Anayasa hükmüne dayanması gibi. Anayasal dayanağı olmayan istisna ve muafiyetler, herkesin vergi ödemesi buyruğu ile çelişir ve adaletsizlik yaratır.
Herkesin mali gücüne göre vergi ödemesi ilkesi, sadece vergi kanunlarındaki düzenlemelerle ihlal edilmez. Bazen fiili uygulamalar da bu ihlali yaratabilir. Örneğin, etkin bir denetimin olmayışı da verginin genelliğini ve eşitliğini zedeler. Denetimsizlik, vergi kanunlarına uymayanlar lehine, uyanlar aleyhine adaletsizlik yaratır, piyasalardaki rekabet düzenini bozar. Devletin denetimde zaaf göstermesi, vergiyi almaması veya alamaması da anayasayı ihlal sonucunu doğurur. Ülkemizde “tahsilat/tahakkuk oranı”, esasında sadece gelir idaresinin başarısını değil, aynı zamanda bu anayasal buyruğu yerine getirme oranını da gösterir. Anayasa’nın 20. maddesi ile Vergi Usul Kanunu’nun 5. maddesi, esasında herkesin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğini korumaktadır. Bu açıdan bakıldığında, kod uygulaması, inceleme elemanı raporlarının gazetelerde çarşaf çarşaf yayımlanması anayasal ilkelere ve kanuni düzenlemelere aykırılık oluşturmaktadır. Öte yandan yurtdışı çıkış yasağına ilişkin 6183 sayılı kanunda yer alan yeni düzenlemeleri de anayasal ilkelerle bağdaştırmak mümkün değildir.
Anayasa’ya göre kişiler meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle dava açma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Ayrıca, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açık olmak durumundadır. Ancak vergi hukukunda uzun yargılama süresince gecikme faizinin işlemesi, ödeme emrine karşı dava açanların yargılama sonucunda haksız çıkmaları halinde yüzde 10 haksız çıkma zammı ödemeleri bu anayasal buyrukların vergi hukukunda yeterince çalışmadığını göstermektedir.
Dikkat edilirse, esasında Anayasa’da güvence altına alınmış olan ve uyulması gereken birçok hak, vergi kanunlarındaki veya uygulamadaki “Hazineci” tavır ve “hep bana” anlayışı ile ihlal edilmektedir. Yani, ülkemizde Anayasal ilkeler bile yok sayılabilmektedir. Böyle bir ortamda da vergi hukukunun “vergisi var, ama hukuku yok” gerçeği ortaya çıkmaktadır.
Bu nedenle, yeni Anayasa değişikliği çalışmaları sürecinde temel hak ve özgürlükler ile mükellef haklarının tam olarak güvence altına alınabilmesi için Bumin Doğrusöz’ün önerdiği gibi “Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunacak veya bu hak ve özgürlüklerin kullanımını önemli ölçüde sınırlayacak şekilde vergilendirme yapılamaz” biçiminde bir anayasal buyruğun yeni bir fıkra olarak eklenmesinde büyük yarar olacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız