|

Mükelleflerin yatırımlarının finansmanında yararlandığı en önemli teşvik unsuru olan yatırım indirimi uygulaması, 1963 yılında vergi mevzuatımıza girmiş ve uzun yıllar yatırımcının can simidi olmuştur. Anlamını ve etkinliğini yitirdiği gerekçesiyle, yapılan bütün eleştirilere rağmen, 1 Ocak 2006 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılmıştı. Ancak hem iş dünyasından gelen talepler, hem de küresel krizin etkilerini azaltmak amacıyla yatırım indirimi istisnasına benzemekle birlikte birçok yenilikle 5838 sayılı kanunla ‘indirimli kurumlar vergisi’ adıyla yeniden ihdas edilmiştir. İndirimli Kurumlar Vergisi uygulaması, yatırım indirimi istisnasının yeni bir versiyonu olarak görülmesine rağmen, bazı farklılıklar da içermektedir. Her şeyden önce indirimli kurumlar vergisi bir istisnayı ifade etmemekte, sadece bazı kazançların normale göre daha az oranda vergilendirilmesini öngörmektedir. Yatırım indirimi istisnası, yatırım harcamalarının belli yüzdesinin kazançtan indirilerek matrahın tespitini öngörmekteydi. Yeni düzenleme ise yatırım, dolayısıyla elde edilen kazançların düşük oranda vergilendirilmesini öngörmektedir. Yani önceden vergiye tabi kazançtan indirim yapılmaktaydı, şimdi vergiden indirim yapılmaktadır. İndirimli Kurumlar Vergisi uygulamasından yararlanabilmek için önce Hazine Müsteşarlığı’ndan “yatırımın teşvik belgesi” almak gerekmektedir. Bu belgenin alınış tarihi önemlidir. Çünkü teşvik belgesi düzenlenmesine yönelik müracaat tarihinden önce yapılan yatırım harcamaları belge kapsamına alınamaz. Hatta Mart 2009’dan önce teşvik belgesine bağlanan, ancak daha sonra yapılan yatırımlar da indirimli kurumlar vergisi uygulamasından yararlanamamaktadır. Yatırımcının önündeki tüm engellerin ortadan kaldırılması amacıyla getirilen yeni uygulamada, bu adaletsizliği gidermek için, Kanun çıktıktan sonra yapılan yatırımların indirimli kurumlar vergisi uygulamasından yararlandırılması yönünde bir düzenleme yapılması gerekir. İndirimli Kurumlar Vergisi uygulamasından yararlanma imkanı, sadece büyük ölçekli yatırımlarla bölgesel kabul edilen yatırımlara tanınmıştır. Büyük ölçekli yatırımlarda asgari yatırım tutarı 50 milyon TL olarak belirlenmekle birlikte, bazı sektörler için bu tutar 250 milyon TL ve hatta 1 milyar TL’ye çıkmaktadır. İndirimli Kurumlar Vergisi uygulamasında Bakanlar Kurulu, “yatırıma katkı oranı” adı altında bir oran belirlemektedir. Toplam yatırımın bu orana tekabül eden kısmına devletin “yatırıma katkı tutarı” denilmektedir. Bu yeni yatırım sonucu elde edilecek kazanç, yatırıma katkı tutarına ulaşmasına kadar, düşük oranda vergilendirilecektir. Örneğin; Bakanlar Kurulu Bursa’da 2010 yılı sonuna kadar yapılacak yatırıma katkı oranını yüzde 20, vergi indirimi oranını ise yüzde 50 olarak belirlemiş durumdadır. Bir şirket Bursa’ya 80 milyon TL’lik yatırım yapmış ve yatırımını sonuçlandırarak 5 milyon TL kazanç elde etmiş olsun. Bu şirketin yatırımına devletin katkısı (80.000.000 x 0.20 =) 16.000.000 lira olacaktır. Şirketin bu yatırım sonucu elde ettiği 5.000.000 TL kazanç, vergi indirimi oranının yüzde 50 olarak belirlenmesi nedeniyle (% 20 x 0.50=) yüzde 10 oranında vergilendirilecektir. Şirketin ödeyeceği kurumlar vergisi 500.000 TL olacaktır. İndirimli kurumlar vergisi uygulaması olmasaydı, şirket yüzde 20, yani 1.000.000 TL kurumlar vergisi ödeyecekti. Böylece şirket bu uygulamadan yararlanarak 500.000 lira bir avantaj sağlanmış olacak. Şirketin bu yolla sağlanan vergi avantajı toplamı, ‘yatırıma katkı tutarına’ (16.000.000 TL’ye) ulaşıncaya kadar, kazancının vergilendirilmesinde indirimli oranı kullanacaktır. Ancak indirimli kurumlar vergisi uygulaması, sadece yeni yatırım dolayısıyla elde edilecek kazanca uygulanacağından, bu şirketin başka faaliyetleri ve kazançları da varsa, bunları ayrı ayrı izlemesi gerekecektir. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|