Vergi kültürü ve mükellefin vergiye bakışı
Pazartesi, 22 Şubat 2010 12:08


Şubat ayının son haftasında ülkemizde “vergi haftası” kutlamaları yapılmaktadır. Bu haftanın anlam ve önemini gündeme getirmek için çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. Peki biz toplum olarak vergi kültürüne sahip miyiz? Vergiye bakışımız doğru mu? Bu konuyu biraz açmakta fayda var.
Vergi kültürü, kısaca “toplumu oluşturan bireylerin hür vicdanlarında vergi verme gereğini duymaları” şeklinde tanımlanmaktadır. Bireylerin bu kültür düzeyine ulaşabilmesi için öncelikle aileden başlayan, çeşitli okullarda devam eden görsel yazılı ve diğer iletişim araçlarıyla beraber dinsel kurumlarca da desteklenecek bir eğitim almaları gerekmektedir.
Vergi kültürünün oluşmasında eğitimin rolü ile birlikte devletin uygulayacağı vergi politikalarının da etkisi çok önemlidir. Bu nedenle, devletin vergi politikalarını oluştururken ve uygularken verginin genel ve esas ilkelerine saygı göstermesi gerekmektedir. Buna göre;
1. Vergi adil olmalıdır: Vergi kişilerin ödeme gücüyle doğru orantılı olarak alınmalıdır. Ödeme gücünü dikkate almayan ve bu nedenle adil olmayan bir vergi sistemi mükellefleri ve tüm toplumu rahatsız etmektedir. Bu durum, toplumun vergiye bakış açısını zedelemekte ve ülkede vergi kültürünün gelişmesini engellemektedir.
2. Vergi yaygın olmalıdır: Vergi toplumun belirli bir kesimine yüklenmemeli ve vergi yükü toplumun her kesimine yaygınlaştırılmalıdır. Yani, verginin dayandığı temel geniş olmalıdır. Toplumun bazı kesimlerinin vergi dışı bırakılması, o ülkede vergi kültürünün yerleşmesini engelleyen en önemli unsurlardan birisidir.
3. Vergi yasal olmalıdır: Verginin kanunla getirilmesi ve bireye yüklenmesi, vergi hukukunun en önemli ilkesidir. Kanunsuz vergi olmaz ilkesinin kaynağı “temsilsiz vergi olmaz” prensibidir. Kanunlar yasama organı tarafından çıkarılmaktadır. Yasama organı da bireylerin temsilcilerinden meydana gelmektedir. Bu durumda, demokratik ülkelerde toplum esasında kendi kendini vergilendirmiş olmaktadır. Bu anlayışın ve bilincin bir toplumda yerleşmesi, vergi kültürü açısından son derece önemlidir.
4. Vergi normları kolay anlaşılır olmalıdır: Vergi, bireylerin kolayca anlayabileceği basit normlarla yüklenmeli veya kaldırılmalıdır. Verginin tarh, tebliğ, tahakkuk ve tahsili mükellefi bıktıracak şekilde bürokratik formaliteler getirmemelidir. Vergileme ile ilgili formalitelerin çokluğu kişileri vergiden soğutur ve vergiden kaçar hale getirir. Bu nedenle, vergileme işlemi en basite indirgenmeli ve herkesin anlayabileceği şekilde uygulanmalıdır. Anlaşılmayan bir konuya uyum sağlanması düşünülemez. Bu nedenle vergi sistemi anlaşılamayan bir ülkede vergi kültürünün gelişmesi mümkün değildir.
5. Vergi düzenlemeleri istikrarlı olmalıdır: Vergiye uyum sağlamada çok önemli kurallardan birisi vergi düzenlemelerinin istikrarlı olmasıdır. “Eski ayakkabı ile rahat yürünür” anlayışı, vergileme açısından son derece geçerli bir anlayıştır. Bu nedenle, vergileme siyasal otoritelerin oy düşüncesi ile sık sık el uzattığı bir alan olmamalıdır. Çünkü sık sık değişen ve takip edilmesi mümkün olmayan bir vergi mevzuatı o ülkede vergi kültürünün yerleşmesine izin vermez ve devlet bireyin gözünde saygınlığını yitirir.
6. Gelir idaresi mükellefe yardımcı olmalı ve sevecen davranmalıdır: Bir ülkede vergi kültürünün yerleşmesinde belki de en önemli rolü gelir idaresi üstlenmektedir. Çünkü mükellef ile devlet arasındaki somut vergileme ilişkisi, gelir idaresi aracılığıyla sağlanmaktadır. Bu durumda gelir idaresi, her mükellef vergi kaçırdığı veya kaçırma teşebbüsü içinde olduğu anlayışı ile yaklaşırsa, mükellef-gelir idaresi arasında ilişki kurulamaz.
Vergi kültürünün oluşması için gerekli olan en büyük ve yaygın eğitimi verecek olan kuruluş gelir idaresi olmalıdır. Verginin sadece kanuni bir zorunluluk olduğunun vurgulanması, vergi kültürünü geliştirmez. Bu vergilerin mükellefler tarafından neden gönüllü ödenmesi gerektiği topluma çok iyi anlatılmalıdır. Zıt kutuplarda bulunan gelir idaresi ile mükellefin birbirini iyi anlaması, ilişkilerinin sıcak olması ülkede vergi kültürünün yerleşmesi açısından hayati önem taşımaktadır.
7. Devlet anlayışı değişmelidir: Vergi kültürünün gelişmesi için toplumda devlet anlayışı da değişmelidir. Topluma devlet kurumunun esasında vatandaşlar için var olduğu ve üstlenmiş olduğu hizmetlerin gerekliliği anlatılmalıdır. Batı toplumlarında devlet, toplumun ortak ihtiyaçlarını karşılamak için kurulmuş bir nevi “dernek” olarak görüldüğünden, kişiler de bu “derneğin” ayakta durabilmesi için vergilerini daha gönüllü ödemektedirler. Doğu toplumlarında ise devlet anlayışı farklı olup, devlet toplumun dışında ayrı bir kurum gibi algılanmaktadır. Bu nedenle kişiler, devletin onların ödemiş oldukları vergiler sayesinde ayakta durabildiğini algılayamazlar. Bu anlayış olmadığı için de vergi ödemeye yanaşmazlar. Sonuç olarak, vergi kültürünün gelişmesi için gelir idaresi ile mükellefler arasında “altın köprüler inşa etmeli” ve “devlet kişilere iyi anlatılmalıdır”.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız