| Re’sen tarhiyat ve mükellefin hakları |
| Pazartesi, 28 Eylül 2009 11:56 | |||
![]() Vergi hukukumuzda beyana dayalı tarh, birçok vergi için temel tarh yöntemidir. Ancak beyana dayalı tarhiyat, doğal olarak beyanın doğruluğunun denetimini gerektirir. Yoklama, inceleme ve bezeri şekillerle yapılan bu denetim sonuçlarına dayalı olarak ikmalen, re’sen ve idarece tarh yöntemleri benimsenmiştir. İkmalen tarhı önceki yazımızda irdelemiştik. Bu yazımızda da re’sen tarh ve bu süreçteki mükellef hakları ile ilgili sorunlara değinilecektir. Re’sen tarhiyat, Vergi Usul Kanunu’nun 30. maddesinde “vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkân bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunması” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımlamaya göre re’sen tarh halleri şunlardır: - Vergi beyannamesinin kanuni süresi geçtiği halde verilmemesi, - Vergi beyannamesi kanuni veya ek süreler içinde verilmekle beraber beyannamede vergi matrahına ilişkin bilgilerin gösterilmemiş olması, - Kanunen tutulması zorunlu olan defterlerin hepsinin veya bir kısmının tutulmamış olması, tasdik ettirilmemiş olması veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara herhangi bir sebeple ibraz edilmemiş olması, - Defter kayıtları ve bunlarla ilgili belgelerin, vergi matrahının doğru ve kesin olarak tespitine imkan vermeyecek derecede noksan, usulsüz ve karışık olması dolayısıyla kanıt olmaya elverişli olmaması, - Tutulması zorunlu olan defterlerin veya verilen beyannamelerin gerçek durumu yansıtmadığına dair delil bulunması, - 3568 sayılı kanuna göre yetki almış meslek mensuplarına imzalattırılması zorunluluğu getirilen beyanname ve ekleri imzalattırılmaması veya tasdik kapsamına alınan konularda yeminli mali müşavir raporu zamanında ibraz edilmemesi. Matrah veya matrah farkının re’sen takdir edilebilmesi için mutlak surette yukarıda sayılan takdir sebeplerinden birinin bulunması gerekir. İkmalen tarhiyatta olduğu gibi re’sen tarhiyat yapılması durumunda da mükellefler süresi geçmiş bir vergi için ceza, zam ve faiz ödemek zorunda kalacaklardır. Vergi dairesi tarafından re’sen bir tarhiyat yapılması durumunda mükellefin yararlanabileceği başlıca haklar; cezalarda indirim, uzlaşma ve dava açma olarak belirtilebilir. Bu hakları mükellefler vergi dairesi tarafından yapılan tarhiyatların tamamı için kullanabilirler. Bu hakların da ötesinde, vergi dairesi re’sen tarhiyatı yaparken tamamen istediği şekilde davranacağı anlamına gelmemektedir. Hukuk devleti ilkesi ve Danıştay kararları çerçevesinde, vergi dairesinin somut tespiti bulunmadan ve tamamen varsayıma dayalı bir re’sen tarhiyat yapması mümkün değildir. Ayrıca, takdir komisyonunun re’sen matrah takdirine ilişkin kararında takdirin dayanağının gösterilmesi gerekmekte olup, somut verilere dayanmadan re’sen vergi tarhı yapılamaz. Dolayısıyla resen tarhiyat yönteminde bile vergi dairesinin keyfi şekilde davranma yetkisi bulunmaz. Öte yandan, bir olayda re’sen tarh sebebinin varlığı, mutlaka re’sen matrah takdirini gerektirmez. Beyanname vermeyen bir mükellef için re’sen tarh sebebi oluşmuşsa da eğer mükellef o dönemde gayri faal ise ortada re’sen tarh edilecek matrah yok demektir. Özellikle dönem kayması dolayısıyla yapılan tarhiyatlarda, örneğin Mart 2009 dönemi KDV beyannamesinde yer alması gereken bir matrah unsuruna nisan ayı beyannamesinde yer verildiği bir durumda, önceki dönem için tarh olunacak vergi ile sonraki dönem matrahından çıkartılacak tutarın mutlaka mukayesesi gerekir. Bu gibi hallerde sadece, bir aylık faiz ile ceza alınması, çıkan vergi aslı borcu ile iade tutarı aynı ise vergi aslının aranmaması gerekir. Dolayısıyla, mükellef ve vergi dairesi arasında re’sen tarhiyat ile ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların büyük bir kısmını oluşturan bu hususlara dikkat edilmesi, gereksiz ihtilafları ve zaman kayıplarını önleyecektir. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

