Mükellefler ve beyana dayalı tarhiyat
Pazartesi, 10 Ağustos 2009 09:11

alt

Cağdaş vergi sistemlerinde esas tarh yöntemi, mükelleflerin beyanına dayalı tarh yöntemidir. Bu yöntemin çağdaş olmasının iki nedeni vardır. Birincisi, mükellefin kazancını kendisinden daha iyi hiç kimse bilemez.
Bu nedenle mükellef kazancını beyan ettiğinde en doğru kazanç üzerinden vergi hesaplanmış olur. Bu da Anayasa’nın emrettiği ödeme gücüne göre vergilemenin bir gereğidir. İşte vergi dairesi, mükellefin beyan ettiği kazancı esas alarak vergiyi tarh eder.
İkincisi, mükellefler beyan etmiş oldukları vergiyi bilirler ve kural olarak kendi beyanlarına itiraz edemezler. Bu nedenle, mükellefin beyanı üzerine yapılan tarhiyatın mükellefe bildirilmesine ihtiyaç yoktur ve doğrudan bu verginin tahakkuk ettiğini gösteren “Tahakkuk Fişi” düzenlenir. Böylece beyana dayalı vergilerde, itiraz edememe kuralının bir sonucu olarak, tarh ve tahakkuk aşaması birlikte gerçekleşir.
Eğer mükelleflerin beyan ettikleri gelir ile ilgili bir tereddütleri varsa, dava hakkını saklı tutmak amacıyla beyannamelerini not düşerek (ihtirazi kayıt) verebilirler.
Mükellefin beyanında hata da olabilir. Bu durumda mükellef, Vergi Usul Kanunu kapsamında yer alan hata tiplerinden birinin varlığını ileri sürerek, tarh zamanaşımı içerisinde hatanın düzeltilmesini talep edebilir.
Ancak burada önemli olan, hatanın hukuki yorum ve araştırma gerektiren bir konuya ilişkin olmamasıdır. Zira bu gibi hallerde, hata ve düzeltme hükümleri uygulanmaz.
Beyana dayalı tarhiyat, esasında hem mükellef hem de vergi dairesi için maliyetli bir yöntemdir. Vergi idaresi, vergiyi toplamak ve denetlemek için oluşturduğu idari yapı dolayısıyla belli tahsil maliyetlerini üstlenmektedir. Buna karşılık mükellefler de vergiye ilişkin ödevlerinin yerine getirilebilmesi için muhasebeci istihdam etmek, gerekiyorsa ayrıca müşavirle anlaşmak ve en önemlisi mali tabloların, beyanların hazırlanması, verginin ödenmesi için belirli bir zaman harcamak durumundadırlar.
Ancak günümüzde, vergilemede e-devlet uygulamaları kullanılmaya başladığından, bu sıkıntıların büyük bir kısmı sona ermiştir.
Diğer taraftan, beyana dayalı tarhiyatın olmazsa olmaz sacayağı ve ayrılmaz parçası vergi denetimidir. Çünkü bir ülkede iyi bir denetim sistemi yoksa ve mükellefler kendisinin denetlenmeyeceğini biliyorsa, beyan etmesi gereken gerçek kazancı yerine “gönlünden geçen kazancı” beyan etme yolunu tercih edebilmektedir. Bunun önüne geçilmesi ve mükellefler tarafından doğru kazançların beyan edilmesini sağlamak için ülkede iyi bir denetim sisteminin oluşturulması gerekmektedir.
Son yıllarda gelir idaresi, özellikle mükellefler ile ilgili bilgi toplama ve mükellef beyanlarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı konusunda değerlendirmeler yapma noktasında büyük mesafeler kat etmiştir.
Artık mükellef ile ilgili birçok bilgi; tapu dairesinden, trafik tescil bürolarından, bankalardan, noterlerden, muhtarlıklardan ve diğer ilgili kurumlarından gelir idaresine sürekli akmaktadır. Mükellefin vergi dairesine vermiş olduğu bilgiler ile diğer tüm bilgiler istatistiki programlarla analiz edilmekte ve beyanı ile yapmış olduğu işlemleri tutarsız olan mükellefler risk gruplarına ayrılarak denetime tabi tutulmaktadır.
Bu nedenle, artık mükellefler kazancını gizleyerek ve vergi kaçırarak kazanç elde etme döneminin sona erdiğini bilmelidirler. İleri teknolojinin imkanlarından yararlanan gelir idaresinin elinde, mükellefler hakkında tahmin edilenden çok daha fazla veri olduğunu unutmamalıdırlar.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız