Mükellef hakları ve anayasal vergileme ilkeleri
Pazartesi, 15 Haziran 2009 09:37

alt

Mükellef haklarına ilişkin temeller, esas olarak ülke anayasalarında yer almaktadır. Çünkü anayasalarda yer alan vergilemeye ilişkin ilkeler, idareye karşı mükellef haklarını koruyan ve idari birimlerin mükellefe karşı keyfi eylemlerini engelleyen garantiler durumundadır. Bir başka ifadeyle, anayasal vergileme ilkeleri mükelleflerden vergi alınırken uyulması gereken normları belirlemektedirler. Bu normlara uygun bir vergileme yapılması, mükellef haklarına riayet edilmesi sonucunu doğurmaktadır.
Anayasal vergileme ilkelerini; genellik ilkesi, kamu giderlerinin finansmanına katkıda bulunulması ilkesi, eşitlik veya adalet ilkesi, mali güce göre vergilendirme ilkesi, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı ilkesi, kanunilik ilkesi ve yürütme organının vergilendirme alanında yetkilendirilebileceği ilkesi şeklinde sıralayabiliriz.
Mükellef haklarının korunması açısından bu ilkelerden ikisi ön plana çıkmaktadır: Kanunilik ilkesi ve adalet ilkesi.
Kanunilik ilkesi Anayasa’nın 73/3. maddesinde “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır” şeklinde hüküm altına alınmıştır. Bu ilke, devletin vergilendirme yetkisinin ancak genel, soyut, kişisel olmayan, verginin temel unsurları olan konu, mükellef, oran, istisna ve muafiyetler, tarh ve tahsil yöntemlerini içeren ve yasama organı tarafından çıkarılan kanunlarla kullanılabileceğini ifade etmektedir. Böylece, mükellefler idarenin “tatsız sürprizleri”ne karşı korunmuş olmaktadırlar.
Vergileme ekonomik yaşam ile sıkı ilişki içinde olduğundan, ekonomideki değişimlere hızlı müdahale edilebilmesi için kanunilik ilkesi sınırlı bir şekilde esnetilmiş ve vergilerin muafiyet, istisna indirim ve oranlarında değişiklik yapma yetkisi Bakanlar Kurulu’na devredilmiştir. Sadece bu dört unsurda Bakanlar Kurulu kanunlarda belirlenen sınırlar içinde gerekli değişiklikleri yapabilir. Bu değişiklikleri yaparken de “ölçülülük” ilkesine uygun davranmak zorundadır. Vergilemede kanunilik ilkesi sayesinde mükellefler önlerini görebilmekte ve faaliyetleri ile ilgili kararlar alabilmektedir. Ülkemizde vergi kanunlarının sık sık değiştirilmesi, mükelleflere güvence sağlayan bu en önemli vergileme ilkesinin işlevini ortadan kaldırmaktadır. Dolayısıyla ülkemizde mükellef haklarının ihlali en temel ilkeden başlamaktadır.
Mükellef haklarını güvence altına alan ikinci ilke, vergilemede eşitlik ve adalet ilkesidir. Genel olarak hukukta adaletin iki türü vardır: “Denkleştirici adalet” ve “dağıtıcı adalet”. Denkleştirici adalet herkese mutlak olarak eşit davranılmasını ifade ederken, dağıtıcı adalet aynı konumdakilere aynı, ancak farklı konumdakilere farklı şekilde davranılmasını savunmaktadır. Vergi hukukunda eşitlik ve adalet ilkesine baktığımızda “dağıtıcı adaletin” esas alındığı görülmektedir. Çünkü Anayasa’nın 73/1. maddesine göre “herkes … mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.” Bu ilke, mali gücü fazla olanın az olana kıyasla daha fazla vergi ödemesi gereğini belirlemektedir. Verginin mali güce göre alınması, aynı zamanda eşitlik ve adalet ilkesinin vergilendirmede uygulama aracıdır.
Eşitlik ve adalet ilkesi aynı zamanda bir mükellefin mali gücüne göre vergi ödemesini güvence altına almaktadır. Buna göre, idare bir mükelleften ancak mali gücüne orantılı bir şekilde vergi alabilmektedir. Örneğin, bir mükellef sadece ve sadece gerçek geliri üzerinden vergi ödeme hakkına sahiptir. Gerçek gelirinden daha fazla gelir üzerinden vergi istenemez ve alınamaz.
Anayasada düzenlenen vergileme ilkeleri esas itibariyle idare karşısında zayıf olan mükelleflerin haklarını korumak için getirilmişlerdir. Bu ilkelere idarenin uyması ve mükelleflerin de sahip oldukları hakları bilmeleri ve aramaları gerekmektedir.

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız