| Kod uygulaması ve mükellef hakları |
| Pazartesi, 28 Aralık 2009 13:44 | |||
![]() Son yıllarda, vergi kayıp ve kaçağını veya haksız yere vergi iadesinin alınmasını önlemek amacıyla illerdeki vergi dairesi başkanlıkları tarafından yürütülen “Kod Uygulaması” çok tartışmalı hale gelmiştir. Tartışmalar, bu uygulamanın hukuki altyapısının olmamasından kaynaklanmaktadır. Asıl sıkıntı ise, haksız yere KOD’lara giren mükelleflerin mağduriyetlerinin giderilmesine yönelik olumlu bir uygulamanın temin edilememiş olmasıdır. Birçok mükellef, satın aldıkları mal ve hizmet karşılığında kendilerine verilen bazı fatura vb. belgelerin vergi mevzuatı bakımından geçerli sayılmadığını çoğu zaman bilmeden veya fark etmeden almakta ve defter kayıtlarına intikal ettirdikten sonra beyanlarına da dahil etmektedir. Bunu tespit eden vergi dairesi, mükellefi “olumsuz mükellefler” listesi olarak adlandırılan KOD’lara almaktadır. Kod uygulamasında sorunlar, hem sisteme dahil edilecek olan mükelleflerin tespitinde, hem de mükelleflerin sistemden çıkarılmasında yaşanmaktadır. Örneğin, birden fazla döneme ait KDV beyannamesini vermeyen mükellefler, mükellefiyet kaydının re’sen terk edilmesine yönelik yaptırılan yoklamalarda, mükellefin tüm bilinen adreslerine gidilmeden veya gidilse bile mükellefin o an için işyerinde bulunmaması nedeniyle gerekli araştırmalar yeterince yapılmadan koda alınıyor ve bunun sonucunda ise mükellefin düzenlediği faturalar geçersiz hale geliyor. Kod sistemi içinde bulunan bir mükellef ise tüm vergisel yükümlüklerini yerine getirse bile sistemden hemen çıkamıyor. Bunun sonucunda kod listesinde bulunan mükelleflerden mal ya da hizmet alan mükelleflerin de, KDV indirimi uygulamasından yararlanmasına izin verilmiyor ve vergi incelemelerinde büyük sıkıntılar yaşıyor. Kod uygulaması, bir yandan haksız rekabete yol açarken, diğer yandan ticari hayatı olumsuz yönde etkileyip dürüst ve iyi niyetli mükellefleri vergi idaresine karşı soğutuyor. Son yıllarda idare açısından önemli bir otokontrol aracı haline gelmiş olan Kod uygulaması, idari bir tasarrufla gerçekleştiğinden ve mükellefin temel hak ve özgürlüklerini kısıtladığından hukuki dayanaktan yoksundur. Yani, mükellefleri kod uygulaması yoluyla sınıflandırmanın yasal dayanağı bulunmuyor. Kod uygulaması ile ilgili olarak Danıştay Dördüncü Dairesi tarafından verilen bir kararda; “…kod listesine alınan mükellefle ilgili olarak, gerek vergi dairesinin gerekse bağlı bulunduğu hiyerarşik üst makamların, mükellefleri bu şekilde kategorize etmelerine olanak sağlayan hiçbir yasal düzenleme bulunmadığı gibi Anayasa’da buna izin veren bir hüküm de yoktur. Yasal dayanağı olmadan yapılacak olan bu sınıflandırma, Anayasa ile güvence altına alınan temel kişi hak ve hürriyetlerine aykırılık teşkil eder”diyerik bu nedenle, mükellefin kod listesinde yer alması işlemi hukuka aykırı olacağını (Dn. 4.D. 14.1.2008 tarih ve E.2007/4095, K.2008/1) vurgulamıştır. Yasal bir düzenleme olmadan, idari bir tasarrufla yürütülen Kod uygulaması, mükellef odaklı ve çağdaş hizmet anlayışıyla çalışacağını açıklayan gelir idaresinin misyonu ve vizyonuna da aykırıdır. Bu şekilde yürütülen uygulama hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi gibi temel hukuk ilkeleri ile bağdaşmamakta olup, temel mükellef hakları olan vergilemede belirlilik hakkı, adil, eşit ve saygılı hizmet alma hakkı gibi hakları da ihlal etmektedir. Devletin vergi gelirlerini güvence altına almak amacıyla çeşitli yöntemlere başvurması yaşamın olağan akışının bir gereğidir. Ancak bu yapılırken, hukukun temel ilkelerine ve mükellef haklarına uyulması gerekiyor. Bunun için de konunun tarafları olan uygulamacılar ve iş dünyasının görüşleri alınarak gerekli yasal düzenlemenin yapılmasında yarar vardır. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

