IMF ile anlaşmanın mükelleflere etkisi
Pazartesi, 06 Nisan 2009 16:12

alt

Bilindiği gibi seçim öncesinde IMF ile stand-by anlaşması için yürütülen görüşmeler üç başlıkta tıkanmıştı.
Bunlardan birisi halk arasında “nereden buldun” kanun tasarısı olarak ifade edilen gelirin tanımında kaynak teorisinden safi artış teorisine geçilmesi ile ilgili. İkinci konu, belediyelere aktarılan kaynakların sınırlandırılması ve denetimi ile ilgili. Anlaşmazlık yaşanan başlıklardan biri de gelirler idaresi ve vergi denetiminin yapısı ile ilgili.
Dikkat edilirse, tıkanma yaşanan başlıklardan ikisi vergileme konusunda ve mükellefleri doğrudan ilgilendiren konulardadır. “Nereden buldun” kavramı, aslında çağdaş vergi sistemlerinin temelini oluşturmaktadır. Bir ülkede kayıtdışı ekonomiyle mücadele edebilmenin “altın anahtarı” konumundadır “nereden buldun” kuralı. Eğer bir kişi yapmış olduğu harcama ve tasarruflarının kaynağını açıklayamıyorsa söz konusu geliri geçen yıl elde ettiği ve vergisini beyan edip ödemediği kabul edilir. Buna göre de vergi ve ceza hesaplanarak alınır. Bu nedenle kayıtdışı ekonomi ile mücadelede en etkili güvenlik yöntemi olarak bilinen “nereden buldun” kuralının yasalaşması ülkemizin geleceği için çok önemlidir.
Ancak şu anki siyasi iktidar bu kuralın yasalaşmasına izin vermez. Nedeni de çok basit. 1998 yılında Zekeriya Temizel’in Maliye Bakanı olduğu dönemde getirilen “nereden buldun” yasasını 2003 yılında şu anki siyasi iktidar kaldırmıştır.
Uygulamaya girmesine izin verirse kendisi ile çelişmiş olur. Bu konudaki tavizsiz tutumu da bu yüzdendir. Ancak hemen belirtelim ki tüm çağdaş ülkelerde uygulanan “nereden buldun” kuralı ülkemizde hayata geçirilmedikçe sürekli kayıtdışı ekonominin yaygın olduğundan ve vergi tabanının dar olduğundan dem vurmaya devam edeceğiz, demektir. Dolayısıyla, faaliyetlerini kayıt içinde sürdüren mükellefler için “nereden buldun” yasasının çıkması olumlu sonuçlar getirecekken, faaliyetlerinin büyük kısmı kayıtdışı olan mükellefler için bu uygulama hiç istenilen bir durum değildir.
Mükellefleri doğrudan etkileyecek ikinci konu ise gelir idaresi ve vergi denetiminin yeniden yapılandırılmasıdır. Gelir idaresinde mükellef odaklı bir yapının oluşturulmasına yönelik düzenlemeler yetersiz kalmıştır. Bilindiği üzere 29 ilde Vergi Dairesi Başkanlığı oluşturulmuş, ancak diğer 52 ilde Defterdarlıklar vergi uygulamalarını devam ettirmektedirler. Bu da gelir idaresi yapısını daha da karmaşık hale getirmiş ve hiyerarşik bütünlük bir türlü sağlanamamıştır.
Defterdarlıkların olduğu illerde eski yapı devam ettiği için mükellef odaklı hizmet sunumuna da geçilememiştir. Bu durum vergiye mükelleflerin gönüllü uyumu üzerinde olumsuz etkilere yol açmakta ve gelir idaresinin başarısını düşürmektedir. IMF haklı olarak bütüncül bir gelir idaresi yapısının kurulmasını istemektedir. İstenen yapının oluşturulması gelir idaresinin iç meselesi olarak görünmesine rağmen, mükellef üzerinde de olumlu etkileri olacaktır.
Asıl sorunlu olan konu ise vergi denetimindeki çok başlılıktır. Ülkemizde denetim yapısındaki parçalanmışlık, denetimin etkinliğini düşürmektedir. Vergi Denetim Kurulu altında merkezi denetim elemanlarının birleştirilmesine yönelik çalışmalar bir yıla aşkın süredir devam etmesine rağmen bir türlü sonuçlandırılamıyor.
Bu konunun çözüme kavuşturulması durumunda denetimde etkinliğin artacağı ve bazı mükelleflerin üst üste denetlenirken, bazılarının ise hiç denetlenmemesi gibi durumların ortadan kalkacağı beklenmektedir.
İşin özeti, vergi sistemimizin yapısını ve işleyişini biz ülke olarak çeşitli siyasal çıkarlar uğruna çağdaş ve bütüncül hale getirmediğimiz için bir taraftan kayıtdışı ekonomiden şikayet ediyoruz, diğer taraftan da IMF gibi kurumların dışarıdan bazı şeyleri bizlere dikte etmesini bekliyoruz.
Bu durum, bizim büyük ülke olamadığımızın ve büyük düşünemediğimizin somut sonucu olsa gerek… 

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız