| Demokles’in kılıcı: Transfer fiyatlandırılması |
| Pazartesi, 19 Nisan 2010 12:57 | |||
![]() Demokles’in kılıcı ile ilgili efsaneyi herkes bilir. Efsaneye göre, Sirakuza Kralı Dionysos, iktidarın, kral olmanın çok rahat ve güzel olduğunu savunan Demokles’e ders vermek için onu yemeğe davet eder. İnce bir sicimle tavana bağlanmış ağır bir kılıcın altındaki koltuğa oturtur ve ona iktidarın aslında ne kadar zor olduğunu gösterir. Bu eski Yunan efsanesinden kaynaklanan “Demokles'in kılıcı gibi” deyimi, günümüzde de büyük tehlike ve sıkıntıları da beraberinde getireceğini vurgulamak amacıyla kullanılmaktadır. Vergileme alanında tüm kurumlar vergisi mükellefleri için “Demokles'in kılıcı gibi” bir uygulama vardır. Bunun adı “Transfer fiyatlandırılması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı”dır. Ülkemizde 1 Ocak 2007 tarihinden bu yana aslında bir vergi güvenlik önlemi olarak uygulamaya giren bu uygulamaya göre, anonim şirketler, limited şirketler, eshamlı komandit şirketler, kooperatifler, iktisadi kamu kuruluşları, dernek veya vakıflar ile bunlara ait iktisadi işletmelerin ve iş ortaklıklarının ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden; - Mal veya hizmet alım ya da satımında bulunursa, - İmalat veya inşaat işlemlerinde bulunursa, - Kiralama ve kiraya verme işlemlerinde bulunursa, - Ödünç para alır veya verirse, - İkramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemleri yaparsa, kazanç tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılır. Kanunda ilişkili kişi kavramı o kadar geniş bir kapsamda tanımlanmıştır ki, neredeyse “herkes” ilişkili kişi durumundadır. Diğer taraftan belgeleme görevi de mükellefe verildiği için mükelleflerin yukarıda belirtilen işlemlerin emsale uygunluk ilkesine aykırı olarak yapılmadığını ispat etmeleri gerekmektedir. Bu şekildeki düzenleme ile ülkemizde fiilen uygulanamaz ve içinden çıkılamaz bir hal yaratıldığını gören Maliye Bakanlığı ve kanun koyucu, 2008 yılında tam mükellef kurumlar arasında yapılan yurtiçi işlemler nedeniyle kazancın örtülü olarak dağıtıldığının kabulü, Hazine zararının doğması şartına bağlanması yönünde düzenleme yapmıştır. Böylece yurtiçi işlemlerin büyük bir kısmının belgelendirilmesi zorunluluğu ortadan kaldırılmıştır. Ancak, Gelir İdaresi Hazine zararı kavramının ne olduğu ve hangi durumlarda belgelendirme zorunluluğunun devam ettiği konusunda mükelleflere bilgi verecek bir rehber bile yayınlamamıştır. Günümüzde mükelleflerin çok büyük bir kısmı da “transfer fiyatlandırması fiilen kaldırıldı” düşüncesi ile bu konuda fazla bir şey yapmıyor. Mükelleflerin bir kısmı ise “transfer fiyatlandırılmasının ne olduğu” bile bilmiyor. Bu nedenle ortaklarla yapılan işlemlerde bile bunların emsallere uygunluk ilkesine uygun olduğuna dair herhangi bir belgeleme yapmıyor. Sadece kurumlar vergisi beyannamesi ile birlikte verilmesi gereken transfer fiyatlandırılması formunu doldurup vermekle yetinilmektedir. Gelir İdaresi de transfer fiyatlandırılması ile ilgili şimdilik bir vergi incelemesi yapmamakta veya bu konuda yetişmiş denetim elemanı bulunmadığından yapamamaktadır. Ancak elinde de bu müesseseyi Demokles’in kılıcı gibi tutmaktadır. Vergi hukukunda 5 yıllık zamanaşımı süresi bulunduğundan 3-5 sene içinde denetim elemanlarını yetiştirdikten sonra vergi incelemesi başlatıp transfer fiyatlandırılması ile ilgili uygulamaları denetleyebilir. İşte o zaman mükellefler açısından gerçek kâbus başlayacaktır. Bu durumla karşı karşıya kalınmaması için mükelleflerin şimdiden transfer fiyatlandırılması konusunda çok iyi bilinçlendirilmeleri veya yaygın eğitime tabi tutulmaları gerekmektedir. Bu konuda sadece mali müşavirlerin bilgi sahibi olmaları yetmemektedir. Çünkü mali müşavirler mükelleflerinin ilişkili kişilerinin kimler olduğunu bilmemekte ve transfer fiyatlandırılması konusunda uyarıda bulunamamaktadırlar. Sorunun kökten çözümlenmesi için ise birçok batı ülkesinde olduğu gibi transfer fiyatlandırılması uygulamasının sadece yurtdışı işlemlerde geçerli olmasını sağlayacak bir düzenlemenin yapılması gerekmektedir. Bu noktada Maliye Bakanlığı ile kanun koyucunun bir tercih yapması gerekmektedir. Elinde uygulanmayan, ama mükellefin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi duran bir müessese bulundurmak mı? Yoksa kapsamı daraltılmış, ama etkin bir şekilde uygulanan bir müesseseye sahip olmak mı? İşte bütün mesele bu… Demokles’in kılıcı ile ilgili efsaneyi herkes bilir. Efsaneye göre, Sirakuza Kralı Dionysos, iktidarın, kral olmanın çok rahat ve güzel olduğunu savunan Demokles’e ders vermek için onu yemeğe davet eder. İnce bir sicimle tavana bağlanmış ağır bir kılıcın altındaki koltuğa oturtur ve ona iktidarın aslında ne kadar zor olduğunu gösterir. Bu eski Yunan efsanesinden kaynaklanan “Demokles'in kılıcı gibi” deyimi, günümüzde de büyük tehlike ve sıkıntıları da beraberinde getireceğini vurgulamak amacıyla kullanılmaktadır. Vergileme alanında tüm kurumlar vergisi mükellefleri için “Demokles'in kılıcı gibi” bir uygulama vardır. Bunun adı “Transfer fiyatlandırılması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı”dır. Ülkemizde 1 Ocak 2007 tarihinden bu yana aslında bir vergi güvenlik önlemi olarak uygulamaya giren bu uygulamaya göre, anonim şirketler, limited şirketler, eshamlı komandit şirketler, kooperatifler, iktisadi kamu kuruluşları, dernek veya vakıflar ile bunlara ait iktisadi işletmelerin ve iş ortaklıklarının ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden; - Mal veya hizmet alım ya da satımında bulunursa, - İmalat veya inşaat işlemlerinde bulunursa, - Kiralama ve kiraya verme işlemlerinde bulunursa, - Ödünç para alır veya verirse, - İkramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemleri yaparsa, kazanç tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılır. Kanunda ilişkili kişi kavramı o kadar geniş bir kapsamda tanımlanmıştır ki, neredeyse “herkes” ilişkili kişi durumundadır. Diğer taraftan belgeleme görevi de mükellefe verildiği için mükelleflerin yukarıda belirtilen işlemlerin emsale uygunluk ilkesine aykırı olarak yapılmadığını ispat etmeleri gerekmektedir. Bu şekildeki düzenleme ile ülkemizde fiilen uygulanamaz ve içinden çıkılamaz bir hal yaratıldığını gören Maliye Bakanlığı ve kanun koyucu, 2008 yılında tam mükellef kurumlar arasında yapılan yurtiçi işlemler nedeniyle kazancın örtülü olarak dağıtıldığının kabulü, Hazine zararının doğması şartına bağlanması yönünde düzenleme yapmıştır. Böylece yurtiçi işlemlerin büyük bir kısmının belgelendirilmesi zorunluluğu ortadan kaldırılmıştır. Ancak, Gelir İdaresi Hazine zararı kavramının ne olduğu ve hangi durumlarda belgelendirme zorunluluğunun devam ettiği konusunda mükelleflere bilgi verecek bir rehber bile yayınlamamıştır. Günümüzde mükelleflerin çok büyük bir kısmı da “transfer fiyatlandırması fiilen kaldırıldı” düşüncesi ile bu konuda fazla bir şey yapmıyor. Mükelleflerin bir kısmı ise “transfer fiyatlandırılmasının ne olduğu” bile bilmiyor. Bu nedenle ortaklarla yapılan işlemlerde bile bunların emsallere uygunluk ilkesine uygun olduğuna dair herhangi bir belgeleme yapmıyor. Sadece kurumlar vergisi beyannamesi ile birlikte verilmesi gereken transfer fiyatlandırılması formunu doldurup vermekle yetinilmektedir. Gelir İdaresi de transfer fiyatlandırılması ile ilgili şimdilik bir vergi incelemesi yapmamakta veya bu konuda yetişmiş denetim elemanı bulunmadığından yapamamaktadır. Ancak elinde de bu müesseseyi Demokles’in kılıcı gibi tutmaktadır. Vergi hukukunda 5 yıllık zamanaşımı süresi bulunduğundan 3-5 sene içinde denetim elemanlarını yetiştirdikten sonra vergi incelemesi başlatıp transfer fiyatlandırılması ile ilgili uygulamaları denetleyebilir. İşte o zaman mükellefler açısından gerçek kâbus başlayacaktır. Bu durumla karşı karşıya kalınmaması için mükelleflerin şimdiden transfer fiyatlandırılması konusunda çok iyi bilinçlendirilmeleri veya yaygın eğitime tabi tutulmaları gerekmektedir. Bu konuda sadece mali müşavirlerin bilgi sahibi olmaları yetmemektedir. Çünkü mali müşavirler mükelleflerinin ilişkili kişilerinin kimler olduğunu bilmemekte ve transfer fiyatlandırılması konusunda uyarıda bulunamamaktadırlar. Sorunun kökten çözümlenmesi için ise birçok batı ülkesinde olduğu gibi transfer fiyatlandırılması uygulamasının sadece yurtdışı işlemlerde geçerli olmasını sağlayacak bir düzenlemenin yapılması gerekmektedir. Bu noktada Maliye Bakanlığı ile kanun koyucunun bir tercih yapması gerekmektedir. Elinde uygulanmayan, ama mükellefin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi duran bir müessese bulundurmak mı? Yoksa kapsamı daraltılmış, ama etkin bir şekilde uygulanan bir müesseseye sahip olmak mı? İşte bütün mesele bu… Adnan Gerçek'in Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

